Makaleler

SEÇİM ÖNCESİ VE SONRASI

Yurt içinde yaşadığımız yüksek enfl asyon süreci perakende piyasalar başta olmak üzere tarım, gıda, üretim gibi alanlarda sorunları da beraber getirdi. Vatandaşın alım gücü şiddetle erirken, TL’nin değer kaybı, dış ticaret ve cari açıklarımızın büyümesi kur beklentilerini yükseltti. Bugün piyasalarda bankalar ve serbest piyasalar arasındaki kur makası açıldı. Bankacılık kesimi piyasaların fonlanmasında yeterli kaynağa sahip olamadığından kredi faizleri ve mevduat faizleri TCMB’nin politika faizinden ayrıştı. Seçim atmosferinde siyasi otoritenin kur yüksekliği algılamasının olumsuz etkisini önlemek için yaptığı regülasyonlar, finansal piyasalardaki dengeleri bozdu. Yine seçim vaatleriyle başta enerji olmak üzere pek çok ürün ve hizmette zamlar ertelenir hatta fiyat indirimleri yapılırken, seçim sonrası ekonomik ortam için şimdiden soru işaretlerini çoğaltmaya başladı. Piyasalar şu anda bastırılmış kur ve faiz dengelerinin seçim sonrası bozularak faizin %35-45, kurun da dolar bazında ilk olarak 24-25 TL bandına çıkılacağı tahminlerini satın almaya başladı. Seçim sonuçları ne olursa olsun gelecek yönetimin zamlar ve vergiler yoluyla kaynak yaratmasının zorunluluğuna inanan piyasa oyuncuları buna göre pozisyon almaya başladılar bile.

Düşük kurdan zorlanan ihracatçı bugünkü kurdan daha sonra tedarik etmesi gereken hammadde ve ara maddeleri stoklamaya başladı. Perakende piyasalarda seçim öncesi yapılacak pazarlama stratejileriyle seçim sonrasına mümkün olduğunca nakde çevrilebilir aktiflerle girme hamleleri olacaktır. Vatandaş ise seçim sonrası oluşacak yüksek fiyatlardan etkilenmemek için gelecekteki ihtiyaç taleplerini de hesaba katarak imkanları ölçüsünde alımlarını artıracaktır. Başta dayanıklı tüketim, otomobil, elektronik ve teknolojik aletler ile kullanım süresi tarihi uygun olan tüketim ürünlerindeki taleplerini öne çekeceklerdir. Dolayısıyla seçim öncesi perakende cirolarında artışlar görülebilir. Ancak bu seçim sonrası ilk dönemlerdeki alımların azalması manasına gelecektir. Zira seçim sonrası ürünlerin etiketleri artırılmış fiyatlarla yeniden düzenlenecektir. Gerçi Mart 2023 itibariyle geçen yılın aynı dönemine göre %95 artışla halen uygulanan 8.507 TL tutarındaki asgari ücreti de 1.084 TL aşarak 9.591 TL’ye ulaşan aylık açlık sınırı ve 31.241 TL’ye çıkan yoksulluk sınırı rakamlarıyla nasıl tüketim planlaması yapılacak o da zor bir gündemdir.

Rakamlar perakende piyasalarda öncelikli harcamanın doğal olarak gıda sektöründe olacağını, artırılabilecek tasarruf imkanı olanların diğer harcamalarını yapabileceğini işaret etmektedir. Sosyo-ekonomik sorunların sadece ülkemizde değil ABD, İngiltere, AB gibi gelişmiş ülkeler kategorisinde de olduğunu; faiz ve tasarruf politikalarıyla enfl asyonu aşağı çekme stratejilerinin başta bankacılık kesimi olmak üzere yarattığı sıkıntılar da son günlerin önemli gündemidir. Yurt dışı finansal piyasalardaki olumsuz gelişmeler, kendi sisteminde yeterli kaynağı olmayan Türkiye’nin yatırım ve dış ticaret finansmanı için bulabileceği imkanları hem zorlaştırmakta hem de maliyetlerini artırmaktadır. Dolayısıyla iş dünyası seçim sonrasının fotoğrafını şimdiden çekerek tedbirlerini kendi kurumlarında almaya başlamışlardır. Ancak ülkenin makroekonomik büyümesi ve dünya rekabetinden uzak kalmaması için yapılacak yatırımların finansmanında orta ve uzun vadeli dış kaynağa şiddetle ihtiyacımız vardır. Büyük güçlerin devletleri, serbest piyasa kapitalizmi böyle dönemleri fırsat bilerek yüksek maliyetli borçlanmaları gelişmekte olan ülkelere vererek, kendi ülkelerinde enfl asyonu buradan gelecek kaynaklarla artırarak kendi halkının alım gücünü yükseltmeye yönelik hamlelerle önlemeye çalışacaktır. Kendileri için sorun olacak iç siyasi gelişmeleri finansman yoluyla çözeceklerdir. Çünkü dünya rezerv para birimleri halen dolar üzerine kuruludur.

Bu açıdan baktığımızda dünyamız 2025 yılına kadar ekonomik politik gündemde daha çok inişlere ve çıkışlara gebedir. Yenidünya düzeninde güçlerin, mutabakatlarının sağlanması sonuçlanıncaya kadar sorunlar tavan yaptıktan sonra, 2030 yılında ancak stabil olabilecektir. Dünya ve ülkemiz için zor yıllar henüz bitmedi. Umarım insanlık alemi bu krizlerden en az kayıpla çıkar. Bu bağlamda bilimin, eğitimin, sosyal devlet politikalarının ve insanlığa layık kültürel ortamın yeniden inşasının hepimiz için son derece önemi vardır.

Dr. Z. Ulvi Süvarioğlu

Dati Yatırım Holding Genel Müdürü/Yönetim Danışmanı