Yıllardır “gelecek elektrikli otomobilde” dedik. Egzoz dumanından kurtulacağız, hem cebimiz hem doğa nefes alacak diye büyük bir heyecanla bu değişimi bekledik. Devlet teşvikleri, yerli otomobilimiz Togg’un yollara çıkışı ve yükselen çevre bilinciyle Türkiye’de gerçek bir “mobilite ekosistemi” kuruluyor sanıyorduk. Ancak görünen o ki, bu ekosistemin en kritik aktörleri olan şarj operatörleri, masanın üzerine “altın yumurtlayan tavuğu” değil, doğrudan “ağır bir faturayı” koyuverdi.
Son günlerde önümüze düşen tablo, elektrikli araç sahipleri ve bu dönüşüme niyetlenenler için tam bir soğuk duş etkisi yarattı. Trugo %30, ZES %27, oranında zam yaptı. Daha ortada sanayi veya konut elektriğine yönelik genel bir zam dalgası bile yokken, piyasanın bu dev isimlerinin “erken gelen” zam iştahı, sadece rakamlardan ibaret değildir. Bu hamle, henüz emekleme aşamasında olan, büyümeye ve tutunmaya çalışan bir endüstrinin elinden mamasını almakla eşdeğerdir.
Piyasayı Kendi Eliyle Baltalamak
Türkiye yollarındaki elektrikli araç sayısı henüz yolun başında. Evet, her ay binlerce yeni araç trafiğe dahil oluyor ama toplam araç parkı içindeki payımız hâlâ çok düşük. Böyle bir hassas dengede; operasyonel maliyetleri, ilk yatırım bedellerini veya kâr marjlarını gerekçe göstererek şarj maliyetlerini bir anda içten yanmalı araçlarla (benzin/dizel) yarışır hale getirmek, bindiği dalı kesmektir.
Şarj operatörlerinin şunu artık idrak etmesi gerekiyor: Elektrikli aracın dünyadaki ve Türkiye’deki en büyük tercih sebebi, operasyonel maliyet düşüklüğüydü. Eğer 100 kilometredeki şarj maliyeti, dizel bir SUV’un yakıt maliyetine yaklaşıyorsa; insanlar neden daha yüksek satın alma bedeli ödeyip, her köşe başında istasyon arasın veya dakikalarca şarj sırası beklesin? Bu zamlar, potansiyel alıcıyı “Acaba hata mı yapıyorum?” noktasına sürüklemekten ve tüketiciyi geleneksel yakıtlara geri itmekten başka bir işe yaramıyor.
Bu Acele, Bu Hırs Niye?
Büyük operatörlerin, adeta birer “teknoloji üssü” kuruyormuşçasına yaptıkları yüksek yatırım bedellerini, daha ilk günden kullanıcıya bu kadar hoyratça yansıtması vizyonsuzluktur. Piyasayı domine eden bu üç büyük aktör, sanki aralarında zımni bir anlaşma varmışçasına fiyatları eş zamanlı yukarı çekerek, şarj sektörünü bir serbest piyasadan ziyade “tekelci bir yapıya” dönüştürme riski taşıyor. Oysa akaryakıtın aksine, elektriğin alternatifi çoktur.
Tüketici aptal değil; evden şarj imkanlarını zorlayanlar, iş yerinde kendi altyapısını kuranlar veya fiyatı daha makul seviyede tutan butik şarj ağlarına yönelenler hızla artacaktır. “Devler” bu kibirli ve hırslı fiyat politikasıyla aslında kendi sonlarını, kendi elleriyle hazırlıyorlar. Müşteri sadakatini hiçe sayıp sadece kısa vadeli kâr marjına odaklanan bu tutum, elektrikli araç ekosistemine vurulan en büyük darbedir. Sektörü el birliğiyle büyütmek yerine, pastayı daha fırından çıkmadan bölüşmeye çalışmak, bu ülkenin teknolojik ve çevresel dönüşümüne ket vurmaktır.
Teşvik Değil, Engel Oluyorsunuz
Buradan şarj operatörlerine açıkça sesleniyorum: Fiyatları makul tutan, kullanıcıyı “yolunacak kaz” olarak görmeyen ve müşteri memnuniyetini önemseyen yeni oyuncular kapıda bekliyor. Siz bu “fildişi kulelerinizdeki” fiyat politikasından inmezseniz, kurduğunuz o gösterişli istasyonlar yakında sadece birer yol kenarı dekoru olarak kalacak.
Daha genel elektrik zammı kapıyı çalmadan yapılan bu “önleyici” zamlar haksızlıktır, zamansızdır ve mobilitenin geleceğine ihanettir. Unutulmamalıdır ki; elektrikli araç bir lüks tüketim nesnesi değil, küresel bir dönüşümün en önemli parçasıdır. Bu dönüşümü kendi kâr hırslarınızla boğmanıza bu toplumun ve bu piyasanın izin vermeyeceğini bilmeniz gerekir. Tüketicinin güvenini bir kez kaybettiğinizde, en hızlı şarj cihazınız bile o güveni geri getirmeye yetmeyecektir. Bir sonraki köşe yazımda buluşmak dileğiyle…
Adem Eyüpoğlu Gazeteci
Yazar

