Moda dünyasında 30 yılı aşkın süreyi geride bırakan Tanju Babacan, tasarım yolculuğunu, moda sektörüne bakışını ve yeni dönem çalışmalarını Banu Noyan’ın hazırlayıp sunduğu “Banu Noyan ile Ekranda” programında anlattı. Babacan, tasarım anlayışından genç tasarımcılara yönelik önerilerine, yeni koleksiyon çalışmalarından moda sektöründeki dönüşüme kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Banu Noyan: Tanju Babacan’ın hikayesi nasıl başladı?
Tanju Babacan: Ben doğuştan kodlandığımızı düşünüyorum. Tasarımcıların ya da bir ozanın yaratma kabiliyetinin yaratıcıdan nakşedilen bir şey olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bir şeyler tasarlarken her zaman aynı heyecanı duyuyorum ama hiç zorlanmadım.
Banu Noyan: Gerçekten çocukluğundan mı başlıyor?
Tanju Babacan: Öyle tabii ki. İç yelpazenizde olmayan bir akoru bastığınızda, o üniversiteden mezun olup sonrasında o işi yapmamış oluyorsunuz; onun gibi bir şey.
Banu Noyan: Sen kendi yolculuğuna dönüp baktığında neler görüyorsun?
Tanju Babacan: Tanju Babacan olma yolculuğunda geriye dönüp baktığımda nerelerde gafil avlanmışım ama sonrasında yine yönlendirilmişim diye düşünüyorum. Sizin de zahmetiniz fevkalade önemli. Zahmet pozitif değere, rahmete dönüşecektir. Ama bir bakıyorsun, nerelerde sapmışım, sonra yine oraya yöneltilmişim. Yani kader de bir noktada devreye giriyor.
Gerçekten çevremdeki birçok insan da buna şahit oldu. Ben hem yarı alaylı olarak hem de tırnaklarımla, zahmetle buralara geldim ve kendi renginde bir adam olarak geldim.
Rahmetli Nur Yerlitaş’la bir telefon görüşmemiz olmuştu. Bana, “Her zaman ayrı bir avluda açan başka bir çiçektin sen” demişti. Ben böyle bir adamım; herkesin ses rengi gibi şahsına münhasır bir adamım.

Banu Noyan: Sen Nil Karaibrahimgil’i de giydiriyorsun, divamız Bülent Ersoy’u da giydiriyorsun. Çok farklı isimlerle çalışıyorsun ve hepsinin bambaşka bir hikayesi var. Onlar karşına geldiğinde nasıl bir tasarım süreci yürütüyorsun? Sadece kumaş, dikiş ve makas değil senin yaptığın…
Tanju Babacan: Kumaşını tasarlayan, materyalist bir adamım. Şöyle olabiliyor; en kestirmeden Bülent Ersoy’u anlatayım. Gece saat 23.00 sıraları Bülent Hanım, “Ne yapıyorsun Babacan?” dedi. “İyiyim” dedim. “Ben Elma Festivali’ne çıkıyorum” dedi. O zaman telefonu kapatalım, bir düşünmek lazım dedim. Bir saat sonra tek çizim yapıp gönderdim. Bülent Hanım da çok beğendi. Dedim ki, “Bülent Hanım, düz bir elma olmaz, soymak lazım üzerini.” O geliyor bir yerden…
Mesela Nil’de de leb demeden leblebiyi anlarız. İki gün kala görenler vardır kıyafetini.
Banu Noyan: Defilenin finalinde yumurta vardı mesela…
Tanju Babacan: Onda da şuydu; modeller sağlamdı. Podyumda Nil Karaibrahimgil vardı. Gelen konukların arasında cemiyetten Bülent Hanım’a kadar herkes vardı. Bir şey yapmam lazımdı. Gelen ve podyumda olan bütün markaların üzerinde biri lazımdı. Konuk listesini zaten biliyorum, kimi çıkaracağıma karar vermişim.
Koleksiyonu yapacağım. İlk Nil’e teklif ettim. Zenginin de fakirin de tavasının modeli ne olursa olsun çat diye kırıp yumurta yaptığı… Star oydu dolayısıyla. Yumurta anonim bir şeydir, herkes kullanır.
Banu Noyan: Nasıl cesaret ama… Bunları yaptırmak da öyle alınıp konulan bir şey değil. Üşenmiyorsun, yaptığın işten vazgeçmiyorsun…
Tanju Babacan: Sabah 9’da ekibimi arayıp “10 dakika geç kalacağım” diyen bir adamım. Çok işçi ruhlu ve çok çalışkan bir adamım. Ama bazı insanlar hayır dediklerinde vardır ya, benim hayırlarım da küstahlıktan değil. Gereksiz şeylere hayır diyorum, herkesi giydirmek de istemiyorum.
33 sene sonunda benim Bülent Ersoy’u, Nil Karaibrahimgil’i giydirmem önemli değil. Onların Tanju Babacan’dan giyinmesi önemli. Dolayısıyla ben o sanatçıyım.
Banu Noyan: Kendini nasıl gösterdin? Kaç yaşındaydın bu işe başladığında?
Tanju Babacan: Ben çok tazeciktim. Bir elbise yaptım. Allah rahmet eylesin Nuray Çapa, “Oğlum, dükkanın adını değiştirelim, tabelayı indirelim, Tanju Babacan yazdıralım” dedi. Ben bir Viyana Opera Balosu’nda yaptığım bir kıyafetle bir anda Türkiye’nin gündemi oldum. Sonrasında peş peşe geldi.
Banu Noyan: İzzet Çapa’yla bir hikayen var mı?
Tanju Babacan: Çok severim kendisini. O beni hisseden ve fark eden biriydi. İlk iş hayatım İzzet Çapa’yla oldu. Çapa ailesinin eğlence sektöründeki ve birçok noktadaki öngörüsüyle piştim diyebilirim. Çok şey öğrendim onlardan. Gülnar Hanım bir ekoldü.
Banu Noyan: 2026-2027 koleksiyonunun ilk parçalarından bana getirdi Tanju. Bir koreograf olarak bu beni çok heyecanlandırdı. 2026-2027 Sonbahar-Kış modasında biz ne göreceğiz?
Tanju Babacan: Bu koleksiyonda yer alanlar tekli koleksiyon değil, bedenleri var.
Tasarımcı adaylarına da söylüyorum: Dünyada milyon dolarlık yatırımların neler yaptığını takip etsinler. Milano Devlet Üniversitesi’nde ilk konferans veren Türk’üm ben. Oradaki moda tasarım öğrencilerine şunu söyledim: Evet, şu marka, bu marka, o marka neler yapmış; büyük yatırımlarla, okey. Ama eğer aqua renklerini, denizi anlatacaksan, Yaradan’ın yarattığı rahmeti gidip seyretmek varken niye başka markaların ne yaptığını seyrediyorsun?
Moda tekerrürden ibarettir. Eskiden kumaşlar çok daha kaliteliydi, dikimler çok daha kuvvetliydi. Şimdiki gibi iki günde çamaşır makinesinde dağılmıyorlardı. Bir de özenilerek saklanıyordu. İyi parçalarınızı saklayınız; kızlarınız, gelinleriniz, torunlarınız birbirlerine onları verecek, giyecektir.
Ben moda nedir hiç bilmem. Çünkü hiç bakmam. Tasarımcı gençler, bu sizin oyun alanınız, lunaparkınız. İstediğiniz her şeye binebilirsiniz ve kendi renginizi yansıtırsınız.
Banu Noyan: Dünyada takip ettiğin kimler var?
Tanju Babacan: Tasarımcı olarak Gaultier, Mugler, McQueen, Gabbana gibi birçok isim var.
Banu Noyan: Ülkemize geldiklerinde seni de aralarında sayıyorlar, bu şahane bir gurur. Sen atölyende nasıl bir adamsın?
Tanju Babacan: Arada bir bağırıyorum ancak birlikte çalıştığım insanların nereli oldukları, inançları, giydikleri etek boyu, taktıkları eşarp bunların hiçbiri beni ilgilendirmez. Mutlulukla gelip mutlulukla gitsinler. Hiçbir şekilde aralarında tartışmadan hoşlanmam.
Banu Noyan: Sence tasarım okuyanların bir sınavdan geçmesi gerekmez mi?
Tanju Babacan: Büyük bir elekten geçmeleri lazım. Vermediyse Mabut, neylesin Mahmut. Ben sene sonu sınavında dünyaca büyük isimlerin arasına kendi adımı da yazmıştım.
Banu Noyan: Gençlerin sahaya inmeleri lazım. Mesela koreografisini yaptığım bütün defilelerde öğrencilere bir kontenjan ayırıp izletiyorum. Çünkü bu çocuklar defile görmeden mezun oluyorlar.
Tanju Babacan: Kumaş bile görmüyorlar. Şimdi çocukların staj süreleri çok az. Bir ayda bir şey öğrenemez. Çocuklarınızı lütfen bir aylığına çırak olarak veriniz ve o çocuklar da çıraklık ruhunu uzun yıllar içlerinde tutsunlar.
Benim bir tarafım ustadır, bir tarafım hala çıraktır. Hele ki teknolojinin bu denli hızlandığı bir dönemde nasıl çırak olmayayım? Hemen kontrol etmem lazım. Hatırlasana kütüphane kuyruklarında neler çektik. Şimdi her şey ayaklarının altında, bir de akıllı beyne soruyorlar.
Ödevi görüyorum mesela, bakıyorum bu başkasından yardım almış. İnsanlar kendine yalancı olmuş durumda. Sanat gezilerek, tozularak, yaşanarak, bir cezayla, bir aşkla; her şeyle içinizde biriken ve parmak iziniz gibi şahsi bir şeydir, şahsınıza münhasırdır.
Banu Noyan: Sen artık sadece özel tasarım, haute couture yapmıyorsun.
Tanju Babacan: Evet, uzun zamandır bir markada Türkiye genelinde corner’larım var. Son koleksiyonum da oraya hazırlandı.
Uzun zamandır defile yapmıyorum. Koleksiyon o kadar ağır gidiyor ki… Çünkü bunu bir kültür mirası olarak bırakmak niyetindeyim. Bu, bir Çerkes çocuğunun aldığı edep, ahlak, düğün, dernek, cenaze hepsi olacak. Koleksiyon da 13 parçadan oluşuyor. Bir tanesinde mitolojisini anlatacağım, bir tanesinde gastronomisini anlatacağım, bir tanesinde göçte yaşadığı travmasını anlatacağım…
Banu Noyan: Sen ne hayırlı bir evlatsın.
Tanju Babacan: Annem hayırlı bir anneydi de ben hayırlı bir evlat oldum cevabını veriyorum genelde.
