Galataport’un ev sahipliğinde gerçekleşen açık hava jazz konseri, tüm kente açık, kapsayıcı ve evrensel bir kültür deneyimi sundu. Boğaz’ın büyüleyici atmosferinde cazın özgür ruhuyla buluşan etkinlik, mekânın kültürel vizyonuna da güçlü bir katkı sağladı. Öncelikli misyonlarından birinin kamusal alanda sanata yatırım yapmak olduğunu ifade eden Galataport İstanbul Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Bali, “Öncelikli hedefimiz Galataport Jazz’ı İstanbul’un en önemli kültür-sanat etkinliklerinden biri haline getirmek ve global etkinlik takvimlerine girmesini sağlamak.” dedi.
Galataport olarak ev sahipliği yaptığınız açık hava jazz konseriyle, sadece bir müzik etkinliği değil, aynı zamanda kente açık bir kültür deneyimi sundunuz. Bu konserin kurgusu, lokasyonun ruhu ve hedef kitlenizle nasıl bir bağ kurmayı hedefledi?
Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla Karaköy’ün kültürel çeşitliliği, dinamizmi ve kaotik yapısı, caz müziğinin ruhuyla örtüşüyor. Galataport Jazz’ın bu yılki edisyonu, geçtiğimiz sene yakaladığımız enerjiyi ileriye taşıyarak, uluslararası sanatçıların daha yoğun yer aldığı zengin bir programla gerçekleşti. Galataport’un net çizgilerle tanımlanmış bir hedef kitlesi olmadığı gibi, Galataport Jazz da yalnızca caz tutkunlarına değil; Boğaz’da müzik keyfi yapmak isteyenlere, İstanbullulardan yerli-yabancı turistlere ve kruvaziyer yolcularına kadar geniş bir topluluğa hitap etti. Sahnedeki sanatçıların, arka planda doğal bir dekor oluşturan Boğaz’dan enerji alıp seyirciyle bütünleşmeleri görülmeye değerdi.

Jazz gibi nitelikli ve evrensel bir müzik türünü tercih etmeniz, Galataport’un kültür-sanat yaklaşımında nasıl bir anlam taşıyor? Bu etkinliği daha büyük bir kültür vizyonunun parçası olarak mı değerlendirmeliyiz?
Galataport İstanbul’u ziyaret eden milyonlarca misafirimize sanat aracılığıyla ilham vermek istiyoruz. Bu nedenle kamusal alanda sanata yatırım yapmak, en öncelikli misyonlarımızdan biri. Teknolojiyle çevrelendiğimiz ve gerçek bağlar kurmanın giderek zorlaştığı bir dünyada, insanların bir konserde aynı duyguyu paylaşmalarını ve ortak bir deneyimde buluşmalarını önemsiyoruz. Araştırmalar, her ay en az bir sanatsal etkinliğe katılan bireylerin depresyon yaşama olasılığının %48 daha düşük olduğunu gösteriyor. Bu da sunduğumuz kültürel katkının toplumsal etkisini somut biçimde ortaya koyuyor. Galataport Jazz, bu yaklaşımın güçlü bir yansıması. Caz, doğası gereği sınırları aşan, farklı kültürleri buluşturan ve anı paylaşmaya odaklanan emprovize bir müzik türü. Aynı anlayışla evrensel değerlere açık, yenilikçi ve kapsayıcı bir kültür-sanat yaklaşımını benimsiyoruz.
Katılımcı geri bildirimleri ve markalarla iş birlikleri açısından bu jazz konserinin size yansıması nasıl oldu? Galataport’ta bu tarz küratöryel etkinlikleri sürdürülebilir kılmak adına nasıl bir takvim ya da strateji planlıyorsunuz?
Galataport Jazz’ı İstanbul’un en önemli kültür-sanat etkinliklerinden biri haline getirmek ve global etkinlik takvimlerine girmesini sağlamak, öncelikli hedefimiz. Bu doğrultuda başta ana sponsorumuz Volkswagen olmak üzere, sponsorlarımız Breitling, Schweppes, D.ream, Doğuş Sigorta ve Novotel’e teşekkür ediyoruz. Kültürel sürdürülebilirlikte, destekçilerin katkısı ve memnuniyeti kilit rol oynuyor. Öte yandan, Galataport Jazz’ın burada yer alan markalarımıza doğrudan katkı sağladığını da gözlemledik. Saha anketleri; konserlere katılan binlerce kişinin yarıdan fazlasının Galataport’a bu etkinliğe katılma amacıyla geldiği, çoğunun restoran, kafe ve mağazalarda alışveriş yaptığı ve ciroyu artırdığını gösterdi. Aldığımız olumlu geri bildirimler doğrultusunda, Galataport Jazz’ın yıllar boyunca güçlü isim ve içeriklerle hem misafirlerine hem de paydaşlarına değer katmaya devam etmesi için çalışmayı sürdüreceğiz.

