Yurt dışında franchise ile yayılan Türk markaları üzerine stratejik bir değerlendirme, hazır giyimden ayakkabıya, ev tekstilinden küçük ev aletlerine kadar gıda dışı sektörlerde franchise modeliyle yurt dışına açılan Türk markaları e-ticaret devleriyle nasıl rekabet edebilir? Fiziksel mağazalar nasıl avantaj yaratır? Ortak alan kurgularından uluslararası yatırımcı profiline kadar birçok başlığı, “Bayim Olur musun?” fuarı kurucusu; Özhan Erem’le masaya yatırdık.
Yurt dışında franchise ile büyüyen Türk markaları, güçlü e-ticaret rekabeti karşısında nasıl bir pozisyon almalı?
Bugün global pazarlarda bir mağaza açmak, sadece ürün satmak anlamına gelmiyor; tüketiciyle “bağ” kurmak anlamına geliyor. E-ticaretin hızına yetişmenin yolu, fiziksel mağazaları sıradan satış noktaları olmaktan çıkarıp, markanın ruhunu yansıtan deneyim merkezlerine dönüştürmekten geçiyor. Bu anlayışla hareket eden Türk franchise markaları, yurt dışında sürdürülebilir ve kalıcı bir büyüme şansı yakalıyor.
Franchise sistemi ile açılan mağazalar e-ticareti destekleyebilir mi, yoksa rakip mi?
Doğru yapılandırılmış bir omni-channel stratejisi bu iki kanalı rakip değil, tamamlayıcı yapar. Mağazadan ürün deneyip online sipariş vermek, online satın alıp mağazadan teslim almak gibi modeller bu sinerjiyi güçlendirir. Franchise mağazaları, özellikle lokal pazarlarda markaya güvenilirlik katarak e-ticaretin de dönüşüm oranını artırır.

Yurt dışı mağazalarda nasıl bir konumlandırma tercih edilmeli?
Her ülkenin tüketici alışkanlığı farklı. Ancak değişmeyen bir şey varsa, o da doğru lokasyonun stratejik üstünlüğüdür. Özellikle Türk diasporasının yoğun olduğu bölgelerde mağaza açmak, hem müşteri hem de yerel yatırımcı açısından büyük bir kaldıraç etkisi yaratıyor. Bir Türk markasının Berlin’de, Rotterdam’da ya da Riyad’da prestijli bir caddede mağaza açması, o ülkenin perakende sistemine entegre olma niyetini ve güvenini gösterir.
Fiziksel mağazalar dijitalle nasıl entegre edilmeli?
Bu artık bir tercih değil, zorunluluk. QR kodlu ürün etiketlerinden dijital sadakat sistemlerine, mağazalarda sunulan AR deneyimlerinden çok kanallı CRM altyapılarına kadar tüm unsurlar entegre olmalı. Franchise mağazaları artık sadece fiziksel stok noktası değil, veri toplayan, online trafiği tetikleyen ve sadakat oluşturan bir yapıya dönüşmeli.
Türk markalarının yurt dışındaki büyümesinde ne gibi avantajlar öne çıkıyor?
Türkiye’nin “uygun fiyata kaliteli ürün” algısı hâlâ güçlü. Buna özgün marka hikayeleri, yerelleşme stratejileri ve güçlü franchise sistemleri eklendiğinde Türk markaları global pazarlarda ciddi avantaj sağlıyor. Özellikle üretim gücümüz ve esnek lojistik yapımız, hem Avrupa’da hem Orta Doğu’da rekabet avantajı yaratıyor.
Türkiye’de gelişen ve yurt dışına açılmaya başlayan cafe konseptlerinin, gıda dışı franchise markalarıyla ortak alanlarda bir araya gelmesi sizce mümkün mü? Bu iş birliği nasıl değerlendirilmeli?
Kesinlikle mümkün ve artık bu sinerji kaçınılmaz. Cafe zincirleri ve kişisel bakım, moda, teknoloji gibi gıda dışı markalar aynı hedef kitleye hitap ediyor. Ortak alan kurgusu sayesinde hem alışveriş deneyimi uzuyor hem de müşteri sadakati artıyor. Yurt dışında alışveriş sadece ihtiyaçla değil, zaman geçirme motivasyonuyla da şekilleniyor. Bu yüzden Türk markalarının bir arada, tamamlayıcı formatlarla hareket etmesi, yatırımcı için cazip bir bütünlük oluşturur. Bu sinerji, Türk franchise sisteminin çoklu formatlı büyüme dönemine girdiğini gösteriyor.

Bu yıl 23.sünü düzenleyeceğiniz ve bizim de Mall Report olarak Basın Sponsoru olduğumuz Bayim Olur musun? (Be My Franchise) fuarında bu yıl nasıl bir uluslararası yatırımcı profili bekleniyor?
Bu yıl fuarımıza olan ilgi Türkiye’nin çok ötesinden geliyor. Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya, Türk Cumhuriyetleri’nden Kuzey Irak’a kadar geniş bir coğrafyadan güçlü yatırımcıların katılımını bekliyoruz. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri başta olmak üzere, yeniden yapılanma sürecinde olan Suriye, büyüyen pazarlara sahip Mısır ve Fas gibi Kuzey Afrika ülkeleri, ayrıca Azerbaycan ve çevresindeki Türk Cumhuriyetleri fuarımıza yoğun ilgi gösteriyor.
Özellikle dikkat çeken bir diğer bölge ise istikrarlı bir ticaret sahasına dönüşen Irak ve Kuzey Irak. Bu bölgelerden gelen yatırımcılar artık yalnızca bayilik almak için değil, Türkiye’de başarısını kanıtlamış markaların kendi ülkelerinde temsil hakkını alabilmek, yani master franchise veya bölge distribütörlüğü gibi daha büyük anlaşmalar yapabilmek amacıyla geliyorlar.
Dolayısıyla bu yıl fuarda sadece bireysel bayilik talepleri değil, aynı zamanda bölgesel haklar ve uzun vadeli iş ortaklıkları için gelen kurumsal yatırımcı profiliyle karşılaşacağız. Bu da 16-19 Ekim tarihlerinde İstanbul Yenikapı Avrasya Expo Center’da düzenleyeceğimiz, Bayim Olur musun? (Be My Franchaise) fuarının uluslararası marka yayılımı açısından stratejik bir platform haline geldiğinin en somut göstergesi.
Ayrıca bu yıl fuarda Almanya’daki Türk diasporasına yönelik özel bir stratejik açılımımız da olacak. TD-IHK (Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası) ile kurduğumuz iş birliği sayesinde, Almanya’da iş dünyasında aktif olan Türk girişimcilerle markalarımızı buluşturacağız. Bu diaspora, Türk markalarının Avrupa’daki kalıcı temsilcisi olmaya aday. Avrupa’ya açılmak isteyen markalarımız için bu iş birliğinin çok kıymetli bir ivme yaratacağına inanıyoruz.
Bugün fiziksel perakende bitmedi; sadece form değiştirdi. Türk franchise markaları bu değişimi doğru okuyarak, e-ticaretin gölgesinde değil, tam yanında, destekleyici ve sürdürülebilir mağaza yapıları kurarak globalde güçlü bir oyuncu olma yolunda ilerliyor.


