10 Haziran Dünya Franchise Günü’ydü. Kutlama mesajları, iyi dilekler, sektörün gücüne dair açıklamalar arka arkaya yayınlandı.
Ben de uluslararası bir franchise dergisinin talebi üzerine kısa bir İngilizce video mesajı gönderdim. Franchisingin yalnızca markalar için bir büyüme modeli olmadığını; bilgi birikimini paylaşan, girişimciliği disipline eden, istihdam yaratan ve ülkeler arasında kalıcı ticari köprüler kuran güçlü bir sistem olduğunu ifade ettim.
Kutlamaların hemen ertesi günü, daha değerli bir şeye ihtiyacımız var: Dürüstçe kendimize bakmak.
Franchise ekosistemine katkı sağlamak üzere yola çıkmış tüm kurumların, şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının, danışmanların, organizatörlerin ve sektör temsilcilerinin kendi payına düşen öz eleştiriyi yapması gereken bir dönemdeyiz.
Bu değerlendirmeyi önce kendimizden başlatmak isterim.
Yaklaşık çeyrek asırdır Bayim Olur musun? Franchising ve Markalı Bayilik Fuarı’yla yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası ölçekte de dikkat çeken, bilinen ve takip edilen bir organizasyon yürütüyoruz. Bunu, markaların ve markalaşma yolculuğundaki KOBİ düzeyindeki girişimcilerin, katılım sağladıkları organizasyona ödedikleri bedellerle yaptık.
Bu süreçte bazı bilinen markalar fuarımızda ivme ve görünürlük kazandı. Bazı yeni markalar büyüme yolculuğuna bizimle başladı. Birçok yatırımcı, kendi işini kurma fikriyle ilk kez bu çatı altında ciddi biçimde tanıştı. Pek çok marka, franchise sistemini daha disiplinli anlatmayı, yatırımcıyla doğru zeminde buluşmayı, kendini daha profesyonel ifade etmeyi bu platformlarda öğrendi.
Yaklaşık 20 yıldır Bayim Olur musun? portalıyla hizmetimizi yalnızca dört günlük fuar süresiyle sınırlı bırakmadık. Markalarımızın yıl boyunca franchise yatırımcı adaylarından başvuru almalarını sağladık. Fuarı, portalı, yayınları, röportajları, içerikleri, ulusal ve uluslararası bağlantılarıyla bütünleşik bir marka yatırımcı buluşma alanı kurmaya çalıştık.
Bugün geriye baktığımızda, fuarımızla ilgili müşteri memnuniyetinin bazı yapıcı eleştiriler dışında hep yüksek olduğunu görüyoruz. Elbette her organizasyon gelişmeye açıktır. Biz de her yıl daha iyisini yapmak için çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz.
Bu yolculukta yalnızca işimizi yapmadık; aynı zamanda sektörün sağlıklı büyümesi için bir ekosistem oluşturmaya emek verdik. Bunu yaparken zaman zaman haksız rekabetle, dar alanda yaşanan kişisel hesaplarla, gereksiz yıpratma çabalarıyla da karşılaştık. Bunların yalnızca bizim sektörümüze özgü olmadığını biliyoruz. O nedenle enerjimizi dedikodulara, küçük hesaplara ya da geçici tartışmalara değil, işimize ve bize inanan markalara verdik.
Yeterli mi?
Hayır.
Bugün kendi adımıza da sektör adına da bunu açıkça söylemek zorundayız: Yaptıklarımız önemliydi, ama önümüzde yapılacak çok daha büyük işler var.
Türkiye’nin ihtiyacı, daha kapsayıcı bir franchise ekosistemidir.
Küçük ve orta ölçekli markaların büyümesini kolaylaştıracak yeni sermaye modelleri kurulmalı. Bölgesel franchise işletme platformları desteklenmeli. Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıkları, markalı perakende ve franchise alanına daha cesur bakmalı. Kamu, marka ihracatını yalnızca fuar katılım desteğiyle sınırlı görmemeli; master franchise hazırlığı, uluslararası sözleşme altyapısı, pazara giriş analizi, yerel ortak seçimi ve operasyon kurulumunu da destekleyen daha bütünlüklü programlar geliştirmeli.
Çünkü dünya beklemiyor.
Körfez ülkeleri kendi markalarını büyütüyor. Avrupa’da hizmet ve gıda perakendesi yeniden şekilleniyor. Afrika genç nüfusu ve gelişen tüketici pazarıyla yeni bir büyüme hattı açıyor. Türk Cumhuriyetleri kültürel yakınlıkla birlikte ciddi ticari fırsatlar sunuyor. Balkanlar’da Türk markalarına karşı hâlâ sıcak bir algı var. Almanya ve İngiltere’de yaşayan milyonlarca insanımız, Türk markaları için doğal bir köprü oluşturuyor.
Biz bu fırsatları yalnızca izleyemeyiz.
Türk markaları daha cesur olmalı. Daha hazırlıklı olmalı. Daha şeffaf olmalı. Yatırımcısına daha fazla değer vermeli. Franchise bedelini yalnızca bugünün geliri olarak değil, yarının sorumluluğu olarak görmeli.
Çünkü her franchise sözleşmesi, aynı zamanda bir güven sözleşmesidir.
Bugün franchising adı altında yatırımcıya eksik fizibilite sunanlar, operasyon altyapısı kurmadan büyümeye çalışanlar, eğitim ve denetim süreçlerini ihmal edenler, markalaşmayı yalnızca tabela çoğaltmak zannedenler bu alanın itibarına zarar veriyor.
Bunu görmezden gelerek sektör büyümez.
Franchising güvenle büyür. Yatırımcı kendini yalnız hissetmemeli. Marka, franchise alanı yalnızca sözleşme imzaladığı kişi olarak görmemeli. Şube açıldıktan sonra başlayan süreç, çoğu zaman satıştan daha kritiktir. Saha desteği, eğitim, denetim, ürün standardı, tedarik gücü, finansal takip ve sürekli iletişim olmadan franchise sistemi sürdürülebilir olmaz.
Dünya Franchise Günü’nde elbette kutlanacak çok şey var.
Bu sektöre emek veren marka sahipleri, yatırımcılar, çalışanlar, danışmanlar, yöneticiler, tedarikçiler, fuar ekipleri, saha kadroları ve girişimciler büyük bir ekosistemin parçalarıdır. Her açılan şube, her doğru eşleşme, her başarılı yatırım hikâyesi değerlidir.
Ama bugünün anlamı yalnızca alkışlamak değildir.
Bugün, Türk markalarına daha büyük düşünme çağrısı yapma günüdür. Bugün, yatırımcının güvenini koruma günüdür. Bugün, franchisingi fırsatçılıktan arındırıp yeniden disiplin, emek, bilgi ve ahlak zeminine oturtma günüdür. Bugün, markalarımızı dünyaya taşımak için daha güçlü bir ortak akıl kurma günüdür.
Ben bu işe gönül verdim.
Çünkü her doğru franchise yatırımında bir insanın hayatının değiştiğini gördüm. Bir aile işletmesinin zincire dönüştüğünü, bir çalışanın patron olduğunu, bir yerel markanın ulusal vitrine çıktığını, bir Türk markasının başka bir ülkede bayrak gibi dalgalandığını gördüm.
Franchising doğru kurulduğunda, yalnızca ticaret değildir.
Bir ülkenin girişimcilik enerjisini örgütleme biçimidir. Sermayeyi üretime, emeği markaya, markayı dünyaya bağlayan güçlü bir yoldur.
Bir Türk markasının Berlin’de, Londra’da, Dubai’de, Riyad’da, Bakü’de, Doha’da, Kahire’de, Saraybosna’da, Erbil’de ya da Dakar’da mağaza açması yalnızca o markanın başarısı değildir. O mağaza, Türkiye’nin kalıcı ihracat noktasıdır. Ürünüyle, hizmetiyle, mimarisiyle, insan kaynağıyla, tedarik zinciriyle ve işletme disipliniyle Türkiye’nin marka gücünü temsil eder.
Franchisingi bu nedenle “kalıcı ihracat” olarak görüyorum.
Bir ürün ihraç ettiğinizde ürününüz sınırları aşar. Franchise verdiğinizde markanız, sisteminiz, hizmet anlayışınız, eğitim kültürünüz ve işletme modeliniz de dünyaya gider.
Evet 10 Haziran’da Dünya Franchise Günü’nü kutladık.
Şimdi dürüstçe bakma, eksiklerimizi kabul etme ve Türk markalarını dünyaya daha güçlü taşıyacak yeni yapıları kurma zamanı.
Dileğim şudur ki:
Türk markaları daha hızlı yürüsün. Ama sağlam yürüsün. Daha çok şube açsın. Ama yatırımcısını koruyarak açsın. Dünyaya çıksın. Ama sistemini, kalitesini ve ahlakını da yanında götürsün.
Çünkü ülkemin markaları ve markalaşacak yeni girişimleri, yalnızca Türkiye’de büyümeyi değil; dünyada da iz bırakmayı hak ediyor.
