Ticaretin en sevdiği özellik, kuşkusuz hızdır. Bir tüccar için en memnuniyet verici cevaplardan biri, “hemen halledebiliriz” yanıtıdır. Üzerine restoran inşa etmek için göl kıyısında bir arsa alan bir tüccara, hazır bir tekerlekli restoran binasını hemen oraya yerleştirebileceğinizi söylerseniz, muhtemelen sevinçten kanat takıp uçar.
Tüccarlar, hukukçuları yavaşlık ve detaycılıkla suçlarken; hukukçular tüccarları acelecilik ve sığ düşünceli olmakla itham ederler. Ülkemizde ticari hayatta hukuki altyapı kurmak ile ticari hız arasında ölçülü bir denge sağlanamamıştır. Bu önemli dengenin sağlanamamış olması iç piyasalarımız için sancılı bir yara, global piyasalar için büyük bir rekabet dezavantajıdır.
Temel olarak sorun şudur; önemli kararlar için planlama, strateji ve altyapı, hızdan çok daha önemli ve gereklidir. Kırk yıllık bir aile şirketinin üzerinde bölünme, birleşme, tür değişimi ve hisse devri gibi işlemleri, eğer inceleme ihtiyacı duymazsanız; birkaç gün içinde gerçekleştirebilirsiniz. Peki, birkaç gün içinde üzerinde tasarrufta bulunduğunuz bu malvarlığı değerlerini tekrar oluşturabilir misiniz? Kırk yıllık bir birikim üzerinden tasarruf ederken en azından kırk günlük bir çalışma yapmak uygun olmaz mı?
Perakende ve günlük ihtiyaçlara yönelik ticaret için esnafların sıkça kullandığı bir deyim vardır: “Demir tavında dövülür”. Yani, müşteri bir ürüne olumlu ve sıcak baktığı bir haleti ruhiye içinde iken, bu anın kaçırılmaması gerekir. Zira, satış için gerekli olan en önemli koşullardan biri müşterinin içinde bulunduğu bu ruh halidir. Çoğu zaman, satın alma kararını getiren ürünün kalitesi ya da fiyatından ziyade müşterinin hissetmeye muhtaç olduğu duygudur. Duygular ise, son derece değişken ve kaygandır. Satın alma psikolojisine dair tüm bu realiteleri kabul ediyoruz, bunlar gündelik ticari yaşamın inkâr edilemez gerçekleri. Fakat, artık gündelik ihtiyaçlara yönelik ticari kararlar ile varoluşsal ticari kararı ayırt edecek bir olgunluğa erişmemiz gerekiyor.
AVM Perakende Sektörü gibi bir alanda, hukuki altyapı kurmaksızın bir ticari karar almak ve ticari bir operasyona girişmek altından kalkılamaz yükümlülükleri sırtlamak anlamına gelebilir. Şunu kabul etmeliyiz ki, bir takım elbise alır gibi franchise alamayız ya da bir AVM’den işyeri kiralayamayız. Ticari hayat içerisinde böyle bir lükse sahip olmadığımızı sıkça hatırlamamızı sağlayacak hukuki bir prensip vardır: Basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü.
Çok yaygın ama yanlış bir yaklaşım da firmamıza ve şahsımıza özgü işlemlere dair tüm hukuki teminatı yasaların sağlaması gerektiği inancıdır. Yasalar, hiçbir firma ya da kişi için onunun durumuna özgü teminat getirmezler, getirmek de istemezler. Çünkü bu adil olmaz.
Şu gerçeği kabul etmeliyiz: Yapacağımız önemli hukuk işlemlerde, işlemin ehemmiyetiyle ve işleme konu malvarlığının değeriyle ölçülü bir hukuki hazırlık yapmalıyız ve ticaretimize uygun stratejik bir hukuki altyapı inşa ettikten sonra aksiyon almalıyız. Bunu, kimse bizim yerimize yapmayacağı gibi hazır bir paket ya da formül halinde bize sunmaz da. O halde, her firma ticari hedeflerine uygun hukuki altyapı ve stratejileri geliştirerek amaçlarına ulaşmaya çalışmalıdır, günü kurtarmak için uygulanan basit taktilerle ve anılık duygularla alınmış kararlarla değil!
