Yangın Güvenliğinin Kritik Denkleminde Teknoloji, Ekipman ve İnsan Yer Alıyor

ISAF Fuarı kapsamında, 8 Ekim 2026 tarihinde 13.30-14.20 saatleri arasında gerçekleştirilecek “Sosyal Yaşam Alanlarında Yangın Güvenliği” başlıklı oturumda, ATALIAN COO’su Miktat Kuzhan konuşmacı olarak yer alacak. Dr. Aylin İlgen’in moderatörlüğünde düzenlenecek oturumda; sosyal yaşam alanlarında yangın güvenliği, etkin risk yönetimi ve güvenli yaşam alanlarının oluşturulması konuları ele alınacak. Fuar öncesinde bir araya geldiğimiz Miktat Kuzhan ve Dr. Aylin İlgen ile yangın güvenliğinin önemi, alınması gereken önlemler ve kurumların bu alandaki sorumlulukları üzerine konuştuk.

Sosyal yaşam alanlarında yangın güvenliği açısından sahada en sık karşılaşılan sorunlar neler? Bu alanlarda güvenlik seviyesini yükseltmek için öncelikli olarak hangi noktalara dikkat edilmesi gerekiyor?

Miktat Kuzhan: Sosyal yaşam alanları dediğimizde aslında çok geniş bir yelpazeden bahsediyoruz; siteler, ofisler, karma kullanım projeleri, sosyal tesisler… Ve bu alanların tamamında karşımıza çıkan sorunlar aslında birbirine çok benziyor.

En başta gelen sorun, kaçış yollarının ve yangın kapılarının işlevini kaybetmesi. İnsanlar pratik olsun diye kapıları kama ile açık tutabiliyor ya da koridorları depolama alanı gibi kullanabiliyor. Oysa bu kapılar, bir yangın anında dumanın ve alevin yayılmasını geciktiren en temel bariyer.

İkinci önemli konu, söndürme sistemlerinin bakım disiplini. Yangın dolapları, hidrantlar, sprinkler sistemleri düzenli test edilmezse, “var” ama “çalışmıyor” hale gelebiliyor. Biz sahada bunu sık görüyoruz; yıllarca test edilmemiş bir ekipman, ihtiyaç anında beklenen performansı vermiyor.

Üçüncüsü de insan farkındalığı. Bir sitede yaşayan ya da bir ofiste çalışan kişilerin çoğu, en yakın çıkışın nerede olduğunu bile bilmiyor. Bu, teknik altyapı ne kadar sağlam olursa olsun, ciddi bir zafiyet yaratıyor.

Güvenlik seviyesini yükseltmek için önceliğimiz şu üçü: kaçış yollarının her zaman açık tutulması, periyodik bakım-test disiplininin taviz verilmeden sürdürülmesi ve kullanıcı farkındalığının sürekli canlı tutulması. Bu üçü olmadan, en gelişmiş teknik sistem bile kağıt üzerinde kalır.

Bir yangın anını değil, yangın yaşanmadan önceki süreci düşünürsek; ATALIAN’ın saha deneyiminde mutlaka önlem alınmalı dedirten durumlar neler oluyor?

Miktat Kuzhan: Bizim en çok dikkat kesildiğimiz dönemler, aslında “sıradan” görünen dönemler. Özellikle tadilat ve dekorasyon süreçleri; bir daire yenileniyor, bir ofis taşınıyor, bir ortak alan elden geçiriliyor. Bu süreçlerde yanıcı malzeme yoğunluğu artıyor, geçici elektrik bağlantıları devreye giriyor, kaçış yolları malzeme depolamak için kullanılabiliyor. Ve bu dönemler “geçici” olarak görüldüğü için güvenlik kontrolleri bazen gözden kaçabiliyor.

Kullanıcı ya da kiracı değişimleri de bizim için kritik bir eşik. Önceki kullanıcının bıraktığı elektrik düzeni, kablo yerleşimi yeni kullanıcıya devrediliyor ama devir teslim sürecinde güvenlik kontrol listesi atlanabiliyor.

Mevsimsel riskler de listemizde önemli bir yer tutuyor; özellikle yılbaşı dönemindeki ek aydınlatmalar ve süslemeler, ya da yoğun kullanım dönemlerinde artan kalabalık yönetimi ihtiyacı gibi.

Bizim sahada geliştirdiğimiz refleks şu: denetimlerin asla “formalite” haline gelmemesi. Check-list’i doldurmak değil, gerçekten sahaya inip kontrol etmek önemli. Çünkü tekrar eden ihmaller, tam da denetim disiplininin gevşediği anlarda ortaya çıkıyor.

Yangın güvenliğinde teknoloji, ekipman ve insan faktörü arasında nasıl bir denge kurulması gerektiğini düşünüyorsunuz? ATALIAN olarak bu denklemin neresine odaklanıyorsunuz?

Miktat Kuzhan: Bu dengeyi şöyle özetlemeyi seviyorum: teknoloji uyarır, ekipman söndürür, insan yönetir.

Teknoloji (erken uyarı sistemleri, sensörler, dijital izleme) bize zaman kazandırıyor. Ne kadar erken haberdar olursak, müdahale şansımız o kadar yükseliyor. Ekipman ise, doğru seçilmiş ve düzenli bakımı yapılmış söndürme sistemleriyle bize fiziksel müdahale gücü veriyor.

Ama üçüncü unsur, insan faktörü, aslında diğer ikisinin değerini belirleyen nokta. En gelişmiş sensör sistemi bile, alarmı doğru yorumlayacak, doğru anonsu yapacak, kalabalığı doğru yönlendirecek eğitimli bir insan olmadan işe yaramıyor.

ATALIAN olarak biz bu denklemde özellikle insan ve koordinasyon ayağına ağırlık veriyoruz. Çünkü teknoloji ve ekipman yatırımı genellikle zaten yapılıyor; ama bunları anlamlı kılan düzenli eğitim, tatbikat ve saha disiplini çoğu zaman ikinci plana atılabiliyor. Bizim yaklaşımımız, teknolojiyi ihmal etmeden, insanı işin merkezine koymak.

Sosyal yaşam alanlarının kullanım biçimleri ve kullanıcı profilleri değişirken, yangın güvenliği açısından nasıl bir değerlendirme yapmak gerekiyor? Sizce hangi konular daha fazla gündeme alınmalı?

Dr. Aylin İlgen: Kullanıcı profili gerçekten hızla değişiyor. Bugün işyerlerinde çalışanların ve toplu yaşam alanlarında yaşayanların önemli bir bölümünü Y ve Z kuşakları oluşturuyor. Sahada özellikle maliyetlere yaklaşımın da buna paralel değiştiğini görüyoruz. Y kuşağı toplu yaşamın ortak maliyetlerine nispeten daha aşinayken, Z kuşağında aile desteğinin de etkisiyle öncelikler farklılaşabiliyor. Sonucu günlük hayatta hemen görülmeyen, binaya yapılacak bir yatırım bu profil için her zaman cazip gelmeyebiliyor.

Bizim buradaki yaklaşımımız şu: yangın güvenliği bir kerelik harcama değil, düzenli bakım ve yatırım gerektiren, süreklilik taşıyan bir sistem olarak ele alınmalı. Bir kez yaptırıp “binamız artık güvenli” diyemezsiniz, sistemlerin sürekli çalışır durumda tutulması ve gerektiğinde yenilenmesi gerekiyor. Bu da sevilmeyen ama zorunlu bir gider kalemi. İster site ister tek bir blok olsun, bir binanın sağlıklı işletilmesi ciddi maliyetler içeriyor; bilgi eksikliği bu maliyetleri daha da yükseltiyor.

Bizim gündeme daha fazla taşınması gerektiğini düşündüğümüz konu şu: can güvenliğini ilgilendiren kararlar yetkin olmayan kişilerin inisiyatifine bırakılmamalı, zorunlu gider olarak kabul edilmeli. Bu zorunluluğu kimin belirleyeceği sorusu da profesyonel kurumların devreye girmesiyle, zorunlu denetim raporları ve analizlerle resmi bir çerçeveye kavuşturulmalı.

Yangın güvenliği konusunda kurumların ve işletmelerin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bu alanda hangi gelişmelerin daha fazla önem kazanacağını öngörüyorsunuz?

Dr. Aylin İlgen: Geçmişe göre çok daha bilinçli bir noktadayız; teknoloji de mevzuat da gelişiyor. Ama bizim gözden kaçırdığımızı düşündüğümüz bir konu var: binalarımızı çok hızlı geliştiriyoruz, ancak aynı hızla o binaları işletecek teknik insan kaynağını yetiştiremiyoruz.

Bugün bir binanın içinde yangın algılama ve söndürme sistemlerinden otomasyona, enerji yönetiminden mekanik ve elektrik sistemlerine kadar ciddi bir teknoloji katmanı var. Dolayısıyla mesele sadece iyi bir tesis yöneticisi yetiştirmek değil; o yöneticinin yanında bu sistemleri gerçekten bilen, bakımını yapabilen ve arızayı doğru okuyabilen nitelikli teknik personele de ihtiyaç var.

Bu noktada meslek liselerinin ve mevcut teknik eğitim programlarının, yeni nesil binaların ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. “Bina Teknolojileri” gibi doğrudan modern yapıların teknik işletmesine yönelik yeni eğitim alanlarının da gündeme gelmesi gerekiyor.

Sonuç olarak, mimarın ne tasarladığı, inşaat firmasının ne ürettiği ya da tüketicinin ne satın aldığı kadar, işletme sürecinde bunların ne kadarını doğru yönetebildiğimiz de önemli. Çünkü günün sonunda elimizde kalan, yönetebildiğimiz kadarı. Yangın güvenliği bunun en kritik örneklerinden biri. Bu nedenle, doğrudan can güvenliğini ilgilendiren bu gibi konularda resmi denetim mekanizmalarının daha etkin hale gelmesinin, profesyonel ve yetkin kişilerin sahada daha fazla sorumluluk almasını da beraberinde getireceğini düşünüyoruz.

 

© 2026 Demircan Medya tarafından tüm hakları saklıdır.