Ana içeriğe atla

gf

10.03.2022 - 12:15

Mallreport yeni sayısında kadın hakları temasıyla karşınızda. Bu sayıda kadın hakları ve kadının iş hayatındaki yeri ele alınıyor. Hukuk köşemizde de konu ekseninde bazı değerlendirmelerde bulunacağız. Bununla birlikte kadın hakları denince artık hepimizin ezberlediği konuları ele almaktan kaçınacağız. Söz gelimi kadına yönelik şiddet başlığıyla her birimiz yüzlerce kez karşılaşmışızdır. Bu gibi problem arz eden konularda hassasiyet oluşturulması son derece önemli. Bu yüzden bu başlıklardan şikayet etmeye hakkımız yok. Ancak tuhaf bir şekilde konu sürekli gündemde tutulmasına ve hassasiyet yükselmesine rağmen her gün yeni şiddet vakalarıyla karşılaşıyoruz. Acaba konunun farklı yönlerden ele alınması mı gerekiyor! Bunu sormadan edemiyorum. Belki kadın haklarının savunmacı bir yaklaşımla değil, proaktif bir yaklaşımla ele alınması gerekiyordur. Başka bir ifadeyle, sürekli kadınların yaşadığı dezavantajları gündeme getirmek yerine kadınlara avantaj sağlanmasını talep etmek daha iyi bir fi kir olabilir. Nitekim, bu yazıda farklı konularda kadınlara sağlanabilecek hukuki avantajları değerlendirmeye çalışacağız.

Öncelikle kadın haklarının gelişimi ve kadının hukuken daha güçlü bir konuma gelmesinin yollarını tespit etmeliyiz. Bu, iki şekilde mümkündür. Birincisi, kadınların mevzuatta yer alan fakat etkin bir şekilde kullanmadıkları haklar konusunda bilinçlenmesini sağlamakla olur. İkincisi, kadınların ideal hukuk açısından sahip olması gereken ancak pozitif hukukta henüz sahip olmadıkları hakları talep etmesini sağlamakla olur. Aile hayatından başlayacak olursak, kadınların kendilerine avantaj sağlayabilecekleri bir çok hukuki imkan bulunmaktadır. Ancak bunlar uygulamada nadiren kullanılmaktadır. Toplumsal kültürümüz açısından evlilik arifesinde sözleşme imzalamak bize çok resmi görünebilir. Böyle duygusal bir dönemde resmi bir tavır takınmak istemeyiz. Bunlar kültür ortamının getirdiği hislerdir. Şüphesiz, insan sosyal bir varlık olarak bir kültür ortamına ihtiyaç duyar. Tabii ki, kültür ortamları da bilinçli tercihlerle geliştirilebilirler. Şimdi, bir düşünelim: Takılacak altın bilezik sayısının, evin, arabanın konuşulduğu bir ortamda neden mal rejimi sözleşmesi konuşulamasın? Mal rejimi sözleşmesi de gayet tabi konuşulabilmeli. Bu kültürü kazanmak bize hiçbir şey kaybettirmez, aksine kazandırır. Kültür ortamının kabul göstermesi aşamasına kadar bazı zorluklar yaşanacaktır muhakkak. Bunları normal görmeliyiz ve kadın haklarını geliştirmenin bir parçası kabul etmeliyiz. Eğer, nikah aşamasında bu konu gündeme getirilirse işler çok daha kolay olacaktır.

Bilindiği üzere, taraflar evlenirken kanunda yer alan mal rejimlerinden birini seçerler. Eğer seçmezlerse, yasal mal rejimi olan “edinilmiş mallara katılma rejimini” seçtikleri varsayılır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, evlilik içerisinde edinilen malların mülkiyetinin eşler arasında ortak(%50) olduğu kabul edilir. Diyelim ki, evlilik başladıktan sonra bir ev alındı. Ev kimin olacak? Evin mülkiyetinin yüzde ellisi kadının olacak. Peki uygulama da olabiliyor mu? Hayır olamıyor. Çünkü evlilik içerisinde edinilen mallar, örneğin araba koca adına tescil ediliyor. Araba, sözde eşlerin ortak malı. Ancak resmiyette koca, istediği gibi alıp satabiliyor. Kocanın işiyle ilgili kazançları ve ticari malvarlığı üzerindeki tasarruflarda aynı şekilde tamamen kocanın inisiyatifinde işlem görüyor. Eğer eşler boşanmaya karar verirse ve boşanırsa, ayrıca bir mal rejiminin tasfiyesi davası açarak kadının evlilik içerisinde edinilen malvarlığının yarısını talep etmesi gerekiyor. Malvarlığının kendisini değil, hesap edilen değerini talep edebiliyor. Boşanma bir süreçle gerçekleştiği için birçok malvarlığı zaten bir kılıfına uydurulup elden çıkarılıyor. Sonuç, itibariyle kadının evlilik içerisinde edinilen malların yarısına sahip olması kuralı, tahsil edilemeyen bir kağıt parçasına dönüşüyor.

Hiçbir maddi gücü kalmayan kadın, kendisine yeni bir hayat kurma gerçeğiyle karşılaşıyor. Yeni bir hayat kurmak, iş dünyasına ve sosyal hayata yeniden ama hiçbir zafiyet belirtisi göstermeden girmeyi gerektiriyor. Bu durumu gören kadın, yeni bir hayat kurmanın beklenen cesareti göstermekten geçtiğini idrak ettiğinde, iş hayatının gerektirdiği imajı çizmek isterken, bu kez daha önce sona erdirdiği evliliğin hayatına bir ipotek koyduğunu fark ediyor. Bu ipoteği tanımadığında, hepimizce malum olaylar yaşanıyor. Peki, en baştan mal rejimi sözleşmeleri yaparak bu ve benzeri durumları aşmak mümkün mü? Büyük ölçüde mümkün. Söz gelimi, kadın bir takım malvarlığı unsurlarının kendi adına tescilini isteyip, evlilik içerisinde bu tescil gerçekleştikten sonra “mal ayrılığı rejimine” geçilmesini isteyebilir. En başta yapılacak bir protokolle mal rejimi değişiklilerini vaat ederek geleceği için güvence oluşturacak önlemler alabilir. Çünkü Medeni Kanunumuzun 203. maddesine göre; taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler. O halde, bu imkanların en baştan kötü ihtimalleri düşünerek düzenlenmesi yolunu kullanmak ileride yaşanması muhtemel bir çok faciayı önlemez mi?

Denilebilir ki, hiç kimse boşanmak için evlenmez. O zaman, boşanma ihtimalini daha ciddi bir şekilde düşünmek zorunda bırakacak bir sözleşmeden neden kaçınıyoruz. Bu sözleşmelerle aynı zamanda koca için de yeni imkanlar sunulabilir. Mesela, kocanın iş hayatıyla ilgili kazanç ve kayıpları mal rejiminin dışına itilebilir. Böylece koca da iş hayatında daha rahat finansal kararlar alma imkanına kavuşur. Gerçekten, Medeni Kanunumuzun 221. maddesine göre, eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Evlilik Yönetmeliği ek madde 1’e göre; mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme ve onaylama şeklinde yapılır.

Bu öneriler, her ailenin ihtiyaçlarına göre düşünülüp şekillendirilebilir. Bazen başta mal ayrılığı, sonra edinilmiş mallara katılma rejimine geçiş öngörülmesi daha mantıklı olur; bazen de tam tersi. Önemli olan, risklerin bertaraf edilmesini veya azaltılmasını sağlamaktır. Bu imkanlar konusunda bilinçlenmek ve yeni imkanları yasa koyucudan talep etmek, kadın haklarının gelişinden çok daha etkin bir yoldur.

jyh

Yukarı