Ana içeriğe atla

ggh

VİRÜSTEN SONRA YAŞADIKLARIMIZI UNUTACAĞIZ

18.04.2020 - 10:00

Uzman Klinik Psikolog Erkan Çifte: “İnsan olduğumuz için unutma özelliğimiz var. En yakınımızı kaybettiğimizde bile ‘Annemin ölümünden önce-annemin ölümünden sonra’ diye bir ayrıma gitmiyoruz. Bu süreç geçtiği andan itibaren de unutmaya başlayacağız. Geçmiş yıllar aklımıza geldiğinde hissettiğimiz gibi ‘Hayatımızda böyle bir süreç yaşamıştık’ diyeceğiz.”

Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart’ta Covid-19 salgınını pandemi ilan etmesinden bu yana insanlık hem psikolojik hem de fizyolojik olarak olağan dışı günlerden geçiyor. Daha önce hiç alışık olunmayan bir durumla karşılaşan insanlar, kendilerini belirsizliğin içinde buldu. Bu dönemde karşılaşılan önemli zorluklardan biri ruh sağlığını koruyabilmek. Peki, koronavirüs en çok hangi kaygılara yol açıyor, bu süreçten en çok kimler etkileniyor, ruh sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız, bundan sonra neler olacak? Koronavirüsün etkilerini değerlendirmek için Hizmetix olarak başlattığımız canlı yayın kapsamında bu soruların cevabını Uzman Klinik Psikolog Erkan Çifte’den aldık.  İnstagram’daki yayınımıza katılan Çifte’nin önemli tespit ve tavsiyeleri şöyle:

 

PANİĞE KAPILAN YA DA KAYGI DUYAN İNSANLARIN DESTEK ALMALARI GEREKİYOR

- Koronavirüs sebebiyle hem ekonomik hem de sağlık açısından belirsizliğin içine girdik. Bu durum biz de hangi kaygılara yol açıyor?

İnsanlar bir kaygı yaşıyorlar. Kaygı, belirsizlik durumunda ortaya çıkan ve otomatik tepki vermeye yol açan bir durum. Yani kaygı hayatımızın kontrolünün elimizden alınmasıdır. Kaygı durumunun temelinde ise korku vardır. Korku hayatımızda yayılırsa kaygı ortaya çıkar. Bu korku hepimiz için değişiktir. Bu, insanın kendisini tanımasıyla ilgilidir. Biz, bu süreçte, istediğimiz hayatı yaşayamadığımız için korkuyoruz. Bu kaygı normal, ancak ne zaman bu kaygı bizim hayatımızı ele geçiriyorsa burada sorun ortaya çıkıyor ve kaygı bozukluğuna sebep oluyor. Bir de panik var. ‘Ben daha ölmek istemiyorum, ‘Bu salgın bitmeli yoksa öleceğiz, mahvolduk’ düşüncesine kapılırsak panik çıkıyor ortaya. Temelinde ölüm oluyorsa panik oluyor. Panik ya da kaygı duyan insanların, bu sorunla baş edebilmek için destek almaları gerekiyor.

- Bu süreçten en çok kimler etkileniyor?

Bu süreçten ‘Bu hastalık kesin benim başıma gelecek’ diyenler etkileniyor. Yine geçmişinde travma geçirenler etkileniyor. Yetersiz olmadığımızı anladığımız zaman bu olayla daha rahat başa çıkarız. ‘Nasıl olsa öleceğiz, bir şey yapmayalım’ diyenler, gerçekten de eve tıkılıp hiçbir şey yapma istemiyorlar. Bu da depresyona yol açıyor. Ya da tam tersi olabiliyor. ‘Kesin bir şeyler yapmam lazım’ diyerek paniğe kapılanlar oluyor. Bu düşünceyle sürekli elini yıkayanlar, evini hiç durmadan temizleyenler var. Bu durumda öfkeye yol açıyor. Öfke karşı tarafa bir güç gösterisidir. Karşı tarafa bağırırsın; sesini yükseltirsin. Ama çözüm bu değildir.

KENDİMİZİ TANIMALIYIZ

- Sosyalliği azaltıp kapalı alanlara sığınmak zorunda kaldığımız bu dönemde ruh sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız?

Öncelikle insanların kendisini tanıması gerekiyor. Herkesin hayattan beklentisi farklı olduğu için insanlar mutlu olacağı şeyleri yapmalı. Hepimiz kendimizi tanıyabilmek için, ‘Ben ne istiyorum’ sorusunun cevabını bulmalı. ‘Ben bundan mutluyum’ deyip kendini tanılan insanlar başarılı oluyorlar. Kendini tanımakla duygularını da tanımayı öğrenmiş olur insanlar.

- Evde kaldığımız bu günlere bir de belirsizlikler eklenince ortaya öfke sorunu da çıkabiliyor. Öfke patlamasıyla nasıl baş edebiliriz?

Öfkenin temeline istediğimiz bir şeyin olmaması var. Peki kime öfke gösterir insan; kendinden güçsüz gördüğü kişiye. Patron işçisine bağırır. Öfkeyi bir hak olarak kullanır. Güçlü ve güçsüz varsa öfke vardır. Öfkenin bir adım sonrası psikolojik şiddettir. Bu da kontrol altına alınamıyorsa artık insan karşısındakini yok etmek ister. Öfkelenmek normal bir duygudur ama kimse kimseye psikolojik şiddet uygulayamaz.

- Bu süreçte psikolojik dayanıklılık için ne yapmalıyız?

Burada şunu sormalıyız, ‘Hayattan keyif almak için ne yapıyorum?’. Bazıları, mutluluğu aileye endeksler. Küçük mutlu bir ailem olsun derler. Temelinde bu vardır. Buna uygun davranır. Kiminin ise özgürlük anlayışı vardır. Gezeceğim, eğleneceğim der ve özgürlük alanlarını bulmak ister. Özgürlük peşinde koyan biri evlenirse, özgürlüğü kısıtlandığı için boşanmanın yollarını arayabilir. İşte sorun da burada başlar. Bir çatışma ortaya çıkar. Eşin istiyor diye başka davranırsın, ailen istiyor diye başka davranırsın, kendin istiyorsun diye başka davranırsın. Bu duruma düşmemek için önce insan kendisini tanımalı. Psikolojik dayanıklılık için bu şarttır.

BU SÜREÇ BİTTİKTEN SONRA YAŞADIKLARIMIZI UNUTACAĞIZ

- Hayatımızda koronadan önce-koronadan sonra diye bir ayrım olacak mıdır?

Olmayacak, çünkü insan olduğumuz için unutma özelliğimiz var. En yakınımızı kaybettiğimiz de bile ‘Annemin ölümünden önce-annemin ölümünden sonra’ diye bir ayrıma gitmiyoruz. Bu süreç geçtiği andan itibaren de unutmaya başlayacağız. 1980’li yıllar aklımıza geldiğinde hissettiğimiz gibi ‘Hayatımızda böyle bir süreç yaşamıştık’ diyeceğiz.

- Bu süreçte sosyal medyada bilgi kirliliği yaşanıyor. Bizi karamsarlığa iten bu tür komplo teorilerinden nasıl korunabiliriz?

Bilgi kirliliği her zaman var. Kolumuz ağrıdığında internete baktığımızda bile ‘Öleceksin’ diyor. Bu bilgi kirliliği hep olacak. Şu an kimse koronavirüs hastalığının ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Herkes farklı bir şey söylüyor. Burada aslında bizim kendi mantığımız, tedbir almamızı sağlayacaktır. Tamamen boş verenler ile panik yapanlar ise dengeyi kuramamaktadır.

- Hem işçiler hem de işverenler işletmelerinin iflasından korkuyorlar. Özellikle sabahlara kadar uyuyamayan işverenlerin olduğunu duyuyoruz. Bu kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?

İşverenler, ‘borcum var’ ya da ‘nasıl para kazanacağım’ kaygısı yaşayabilirler. ‘Mahvolduk, bunca borç nasıl ödenir’ derse gerçekten mahvolup giderler. İnsanlar kendilerini korkudan uzaklaştırıcı düşünmeli. İstisnasız bütün işverenler çalışkandır, üretendir. Bu sürece kadar üreterek var olmuşlardır. Hiç korkmasınlar, bu süreç geçtikten sonra da işlerine devam edeceklerdir. Uyku düzeni hemen hemen herkesin bozuldu. Günde 6-8 saat arası uyku önemli. Yatamadan önce ılık su içmekte fayda var. Ama aslında herkes kendisini heyecanlandıran ve keyiflendiren şeyleri yapmalılar.

- İş yapış şekli değiştiği için kaygıların arttığı da söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

İş yapış biçimi değişmedi, ancak mekan değişti. Şimdi evden yapıyoruz işimizi. Bir dönüşüm yaşamadık şu anda. Herkesin yaptığı iş aynı, sadece şimdilik evden çalışıyoruz. Ama şu, olacak ‘Ben bu işi evden yapabiliyorsam niye işe gidiyorum’ diye sorgulamaya başlayacak insanlar. İş verenlerin mantığı ’Sabah 8’de burada ol’ anlayışıyla çalışıyordu. İşverenler artık bunun verimli olmadığını anlayacaklar. Daha verimli çalışmak için yeni koşullar oluşturacaklar.

ÇOCUKLARIN RUH SAĞLIĞINI VİRÜS DEĞİL, EBEVEYNLERİN TAVIRLARI ETKİLİYOR

- Okulların tatil edilmesiyle yetişkinlerle birlikte evlere kapanan çocukların ruh sağlığı da etkileniyor? Ebeveynler, bu süreci nasıl iyi yönetebilirler?

Çocukların ruh sağlığını virüs değil, ebeveynlerin tavırları etkiliyor. Çocukların tek derdi oyundur. Oyun oynamak isterler. Eğitimimiz ise oyun ağırlıklı değil. Boca edilmiş bir sistem var ve bu çocuğun oyun isteğini elinden alıyor. Ebeveynler ise çocuklarıyla oyun oynamıyor. Çünkü kendi sorumlulukları var ve çocukların buna uyum sağlamasını istiyorlar. Yetişkin seviyesinde bir planlama istiyorlar çocuktan. Ebeveynler çocukların oyun anlayışına saygı duymalılar. Bu noktada da mutluluk kavramı ön plana çıkıyor. Kendiniz mutluyken ve eşinizle de mutluyken çocuk yapmalısınız. Biz de iki mutsuz insan çocuk yapıyor ve bu çocuk mutsuz bir ortamda yetişiyor. Öyle bir ortamda çocuklar topluma katılmaya çalışılıyor ve o çocuktan mutlu olması isteniyor. Bir çocuk mutsuzsa sorun anne ve babasındadır. Siz düzelirseniz, çocuklar da düzelecektir. Çocuklarınızla oynayın. Ya da oyun oynayacak zamanlar oluşturun.

- Salgın nedeniyle evde kalma süreci birçok çiftin ilişkisini de olumsuz etkiliyor. İletişimdeki kopmalar ciddi sorunları da beraberinde getirirken, bu döneminde evde olan çiftler neler yapmalılar?

Boşanma oranları arttı. Şiddet oranları da artıyor. Çünkü herkes öfkeli. Biz de ilişkilerde samimiyet yok. Ya toplumun evlilik istemine dayalı evlilikler ya da ‘Ben delice aşığım’ diye başlayan ilişkiler bir süre sonra sıkıntıya dönüyor. Bu tür ilişkilerde sıkılma sorunu ortaya çıkıyor. Evliliklerin temeli sarsılıyor. Peki ne yapacağız? İlişkiler de samimi olunmalı. Bu süreçte herkes gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Cesur olanlar bu dönemin sonunda bazı sorgulamaları yapacak, ‘Bu ilişkide mutlu muyum’ diye soracak. Ya da eski hayatına dönüp ‘Ayrılıp ne yapacağım, zaten geçim zor’ deyip eski maskesini yeniden takacak. Samimiyetsiz bir şekilde yaşayacak.

- Son olarak şunu sormak istiyorum. Belki de tarihte ilk defa yeryüzündeki herkesin merak ettiği soru da aynı: Bundan sonra ne olacak?

Hiçbir şey olamayacak. Baştan da belirtiğim gibi bu süreç bittikten sonra yaşadıklarımızı unutacağız. Dışarıya çıktığımızda koronavirüse yakalanma riski, bir kazaya kurban gitme riskiyle aynı. Biraz güçlü olmak gerekiyor, bedelini ödemeye hazır olmak gerekiyor. Şu an yaşadığımız duygu, zaten hayatımızda olan bir duygu. Aynı paniği normal bir dönemde işini kaybeden, sevdiğini yitiren de yaşayacaktı. Böyle bir duygu patlaması olmayacak ama farkındalıklar öne çıkacak. İnsanlar bu duygularını anlamaya yönelirlerse, duygularını tanımlayabilir hale gelecekler. İnsanlarımız duyguyu sadece yaşıyor ama tanımıyorlar. 32 duygumuz var ama bunu tanımlayamıyoruz. Bu bizim eksikliğimiz.

nb

Yukarı