Ana içeriğe atla

S

 

Raftakiler

14.08.2018 - 09:41

KUKLACI / Günay Gafur
Evinden çok uzakta, hiç tanımadığı karanlık bir odada, kelepçeler içinde uyanan Simonize Rexton, kendini vahşi ve kusursuz bir oyunun içinde bulur. Siyah zarflardaki talimatları yerine getirmeyi ve hayatta kalmayı başarabilirse, oyunun sonunu görebilecektir. Tıpkı kendisinden çok uzaklarda uyanan ve aynı korkuları yaşayan diğer kuklalar, Eylül Belen ve Dr. Gregory gibi…
Birbirinden habersiz bu üç sıradan oyuncu; gizemi çözmek ve kuklacıyla yüzleşmek için müthiş bir gerilimin ortasına atılırlar. Böylece San Franscisco-Türkiye-New York üçgeninde oynanan ve insanoğlunun yazgısını değiştirecek esrarengiz bir oyun başlar.
Psikolojik-gerilim ya da polisiye-gerilim, Türk okurları tarafından oldukça rağbet görmesine rağmen, Türk yazarlarının yeterince üretken olmadıkları bir tür. Bir Türk yazarın kaleminden çıkan “KUKLACI”nın, özgün konusu ve çarpıcı kurgusuyla, bu türe farklı bir soluk getireceğine inanıyoruz.(Tanıtım Bülteninden)

ÇİL KUŞU / Merve Dağlı
Boyun eğerek sürdürülen bir yaşamda hayallere ulaşmak ne kadar mümkün olabilir?
‘’Ne düşünüyorum biliyor musun? Her şeyden vazgeçip gitmeyi. Senden, çocuklardan, hayattan. Kendimden. Düşünsene, açıp kollarımı atlıyorum yüksek bir yerden. Öyle hızlı düşüyorum ki rüzgâr bedenimi örten tüm kıyafetleri söküp atıyor. Çırılçıplak ve paramparça oluyorum. 
Sonra benimle beraber dünyadaki bütün kötülükler de zerrelere ayrılıp yok oluyor. 
Ne dersin? Kurtarayım mı masumları?’’    
‘’Sen bir çil kuşunun avcısı olmaktan daha ileri gidemezsin!’’
Daha küçücükken sevgiden yoksun kalmıştı. Oysa yalnızca sevsin diye yaratılmıştı. İnsanı, hayvanı, doğayı sevsin diye… Peki, yalnızca o mu görevlendirilmişti sevmekle? Bunca zamandır sevgisizliğe karşı verdiği savaştan arta kalan sızıları gökyüzünden bir melek gelip dindirir miydi acaba? Ne var ki bu bitmek tükenmek bilmeyen eksiklikler ve sıkıntılar genç kızda tükenmişliğin tam tersine, çoğalan bir çaba, bir güç gösterisi haline gelmişti. Açık açık uğradığı haksızlıklar, incinen gururu ve kırılan kalbi vaktinden önce olgunlaştırdı ruhunu. 

67 / Oğuzhan Uğur
Gördüğü ile gerçekte olması mümkün olmayan bir uyuşmazlık vardı aynanın köşesinden yansıyan görüntüsü ile arasında.
Normal bir hayatı olan, normal bir hayatı olduğunu düşünen adamdı. Ailesiyle birlikte gidecekleri tatil için çıktığı yol, O’nu hayatının yolculuğuna sürükledi. Kabus ve gerçeğin, gerçek ve pişmanlığın iç içe geçtiği bir yolculuğa....
Geçirdiği trafik kazasının ardından kendini hiç bilmediği bir yerde bulan; adını, mesleğini, ailesini ve en önemlisi kendini bilmeyen bir adamın hikayesi.
Kimsin sen? Kimsin oğlum sen? Lan ben kimim?! Bu ne LAN! KİMSİN SEN?!
İnsan azat edebilir mi kendini kendi azabından? Üstelik her adımda kendini keşfettiği bu yolculuğun sonu kaçmak istediği gerçeklere çıkıyorsa...
67, hakikatin göz ardı edilen kıyılarında, varoluş sancılarının tam ortasında, sahici, sarsıcı ve sürükleyici bir hikaye. Oğuzhan Uğur’dan iddialı bir ilk roman...(Tanıtım Bülteninden)

n

Yukarı