Ana içeriğe atla

playpark

 

Raftakiler

02.03.2018 - 13:56

Şahika Feraye /
Sinan Akyüz

“Abla.”
“Efendim.”
“Biliyor musun?”
“Neyi?”
“Senin kaderin benimkini de yazmş...”
Savrulan Hayatların Hikayesi
1900’lü yılların başı, Biga...
Savaştan yorgun düşmüş bir millet, bir çiftlik ve zengin bir aile. Bir yemin ve o yeminle vicdanı arasında sıkışıp kalmış bir baba... Gün gelir kader zarını atar ve hayatlar savrulur dört bir tarafa.
İncir Kuşları, Piruze-Şam’da Bir Türk Gelin, İki Kişilik Yalnızlık gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz’ün kaleminden genç yaşta Ürdün’e gelin giden iki kız kardeşin gerçek yaşam öyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız. 
Bu romanı elinizden bırakamayacaksınız... Tarih, kader ve aşkın mükemmel bir karışımı...
(Tanıtım Bülteninden)

Kuytu / Murat Tavlı

Hayata en zor yerinden başlayan küçük bir çocuk Ediz. On yaşındayken annesi, babası tarafından gözleri önünde öldürülünce yetimhane günleri başlar. Yetimhanede aynı kaderi paylaştığı çocuklarla kendine yeni bir aile kuran Ediz’in ilkokul öğretmeni kendisini evlatlık almak isteyince hayatı değişir.
Yirmili yaşlarına geldiğindeyse artık ülke çapında çok ünlü bir isimdir. Ancak her şey rüya gibi giderken hayatın ona oynadığı oyun henüz bitmemiştir ve yaşamı tekrar karanlığa gömülür. Artık eski Ediz yoktur, bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ta ki onun orman yeşili gözlerinde aşkla kaybolana kadar...
“Ben toprağa ekilen isyan tohumunun bir filiziyim. Her güneş gördüğünde daha da olgunlaşan intikam duygusunun sesiyim. En güzel mevsimde yağan yağmurum, bir sonbahar gecesi esen poyraz, bir bahar gecesi yere düşen doluyum. Sağanak yağışım barajlara sığmayan, sel olup denize karışan terk edilmiş bir gemiyim. Fırtınayım ben, yıldırımım, şimşeğim. Gökleri yarıp inen gök gürültüsüyüm. Kendimi bildim bileli aklı ile yüreği savaş halinde olan bir içsavaş mağduruyum. Kinim ben, öfkeyim, nefretim! Ağız dolusu küfürüm sessizliğimde. Çin Seddi’nden daha da geniş duvarların sahibiyim. Heyelanım ben hayalleri yerle yeksan eden. Uykunun en güzel yerinde korkuyu iliklerine saplayan depremim.” 
(Tanıtım Bülteninden)

Ve Kızın Adı Gece / 
Ertürk Akşun

Bir erkeğe verilebilecek en büyük hediye, zeki, güzel ve cesur bir kadın tarafından sevilmektir.
Meyhaneden çıkıp yürümeye başladığımızda serin ve sisliydi hava...
Sağ yanımızdan bir ırmak akıyordu.
Meriç, Tunca’yla buluşmak için sakin sakin şırıldıyordu yanı başımızdan.
Sesinde yüzdük karanlık suyun.
Sanki günler boyu yürüdük el ele...
Sessiz sedasız, çocuklardık. Meriç’in sisli gecesinde, gökyüzünde hissedilen garip kuşatılmışlık altında, göremediğimiz yıldızların buz tutmuş yalnızlıklarında birbirine sarılan iki ruhtuk.
Bu bir meydan okumaydı aslında, ikinin bire meydan okuması.
 “Benimle ölür müsün?” diye sordum...
“Seninle ölürüm” dedi.
“Benimle yaşar mısın?” dedim...
“Seninle yaşarım...” dedi.
“Benimle evlenir misin?” dedim, sustu... Şaşkınlıktan mı, heyecandan mı bilemedim. Daha da büyümüştü gece karanlığı gözleri...
“Nasıl yani?” dedi. “Tanışmamızın üzerinden kaç saat geçti ki?”
“Binlerce dakika, binlerce mücevher değerinde dakika. İçine dünyalar sığan binlerce dakika” dedim.  (Tanıtım Bülteninden) 

playpark

Yukarı