Ana içeriğe atla

OPSCO REKLAM

sistem9

Raftakiler

13.04.2017 - 16:25

Kahraman Tazeoğlu / Simru: Nereden çıktın yine karşıma? Tamamlayamadığın hangi vicdansızlığın için döndün? Geçmişim olamamıştın, şimdi geleceğimde olmak için mi geldin? Artık benim için sen bir “fark etmez”sin. Fırtınada kaybolmuş bir yelkenli için rüzgarın nereden estiği önemli değildir. Geçti artık o günler… Mezarıma çiçekle gelmen, beni öldürmüş olman gerçeğini değiştirmiyor.
Sessiz çığlıkları vardır kırılan kalbimizin ve onları yalnızca Allah duyar. Senin duymadığın ve hiçbir zaman duyamayacaklarından bahsediyorum. Umarım beni anlıyorsundur. Keşke biraz düşünebilseydin. Düşünmediğin için şimdi kalbin acıyor biliyor musun? Beynin düşünemediği her şeyin cezasını kalp çeker. Düşünmek beyni acıtmaz ama düşünmemek kalbi yorar.
Şu hayatın bize en büyük darbesi beklediklerimizin hiçbir zaman gelmemesi, gelenlerin ise bizi hak etmemesidir. Bazı insanlar hiç başlamayan hayatlarının bitmesinden korkarlar… Neyi biriktirebilmişler ki kaybetsinler? Sen de onlardansın bana göre. Elinde avucunda hiçbir şey kalmamış ama hala yitirmekten korkuyorsun. Kolların boşluğa alışmış ama benimle doldurmaya çalışıyorsun. Bitmişsin ama hiç başlamamış olduğunu anlayamamışsın…
Bana gelince… İyiyim ben. Aşkta özgürlüğün tutsaklıkla başladığını ve aynı zamanda da hayatta aşktan daha önemli şeyler olduğunu öğrendim. Mesela insan olmak… (Tanıtım Bülteninden)


Stefan Zweig / Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana…” Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen”olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal! (Tanıtım Bülteninden)


Emre Alkin / Seve Seve Aldattım: Alıştığın mutsuzluk için keşfetmediğin mutluluktan vazgeçme…“Aşk şudur... Aşk budur...” Sıkılmadın mı dinlemekten bu tarifleri? Sıkıldın tabii… Sana on dört tane aşk hikayesi yazdım o yüzden. Her biri birbirinden ayrı. Başkasına delicesine aşık olan da var, kendine aşık olan da. Kendinden başka herkesi kandıran da var, sadece kendini kandıran da… Unutulmaz aşklar da var, unutulup gidenler de... Tarif yok, ders yok, ana fikir yok... Olduğu gibi oku diye… Kararını sen ver,  tarifi sen yap… ya da yapma... Hikayenin kahramanlarını tanırken “Tam da ben” diyeceksin belki… “Tam da benimki” de diyebilirsin. Onu, bunu, şunu değil… “Bizi” yazdım aslında... Üzerine alınan olabilir... Bilemem… Bildiğim tek şey var… Aşk güzel şey… Acıtan aşk değil… “Aşk” diye tarif ettiğimiz, aşkla alakası olmayan duygular... Onları da bulacaksın bu kitapta... Hepsini anlattım... Sevgiyle ve keyifle... (Tanıtım Bülteninden)

OPSCO REKLAM

Yukarı