Ana içeriğe atla

https://www.dsdamat.com/

 

“Kalemi yüreğime teslim ediyorum”

01.08.2017 - 16:07

Yaşanmışlıkların en büyük kaynak olduğunu dile getiren ve yaşanmış bir hikayeyi romanında kaleme alan Niver Lazoğlu bu ayki özel konuğumuz… Kalbim Turkuaz, yaşamın tüm menfiliklerine rağmen, ayakta dimdik duran bir kadın Peruz’un gerçek hayat öyküsünü anlatıyor. Kitabı bir aydan kısa bir süre içerisinde yazdığını belirten Lazoğlu, “Sanırım hikaye içimde o kadar yer kaplamış ki, adeta sayfalara aktı. Yürekte birikince, kelimeler kendiliğinden sıraya giriyor” dedi. 

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Niver Lazoğlu kimdir?
Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. Üniversite eğitimim sırasında çalışmaya başladım. TRT, Cumhuriyet, Günaydın, Hürriyet, Dünya, Akşam ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde muhabir, editör, şef, ekonomi köşe yazarlığı görevlerinde bulundum. Agos Gazetesi’nin yayın kurulunda yer aldım. Ekosoft isminde TV ve radyo programları yaptım. Pari Halkla İlişkiler şirketini kurdum. 15 yıl boyunca ajansımda halkla ilişkiler konusunda hizmet verdim, hala da devam ediyorum. Türkiye’nin ilk internet radyosunu, Pariradyo’yu hayata geçirdim ve bir yazar portalı olan Pariyazarlar’ı kurdum. Bunlara ek olarak bir yazar atölyem de var, yazma konusunda kişiye özel dersler veriyorum. Halen Finansgündem.com’da, Ekosoft isimli köşemde yazılar yayınlıyorum. Ayrıca üniversitelerde medya ilişkileri konusunda dersler de verdim.  İlk kitabımı, denemeler olarak “Niver” kitabını çıkardım. Şimdi ise ilk romanım “Kalbim Turkuaz” yayında. Ayrıca bir kısa film senaryosu yazdım. 

Peki, edebiyat ve yazı yazma aşkınız nereden geliyor? Ya da şöyle sorayım, ne zamandan beri yazıyorsunuz? 
Kendimi bildim bileli çok kitap okuyan biriyimdir. Ortaokul sıralarında okuduğum Yaşar Kemal’in İnce Memed kitabı beni çok etkilemişti. O kitaptan sonra gazeteci-yazar olacağım demiştim. Bu, o günden bugüne, hayattaki en büyük hayalim haline dönüştü. Yazmaya başlamam ise bir o kadar eski çünkü çok uzun süre boyunca yazılar yazdım. Önceleri kendime saklıyordum, fakat sonra paylaşma arzusu duymaya başladım. Bu isteğimi de Pariyazarlar portalım ile hayata geçirdim. Ama edebiyata olan ilgim; çok genç yaşlarımda başlayıp günümüze kadar devam eden bir konu oldu. Kelimelerle aram her zaman çok iyiydi. Tanrının bizlere sunduğu en güzel hediye diye düşünüyorum. 

Eserlerinizin konularını seçerken beslendiğiniz kaynaklar neler? Konularınızı nasıl buluyorsunuz?
Yaşanmışlıklar en büyük kaynak diye düşünüyorum. Hayat her daim, her birey için sürekli hikayeler yazıyor. İnsanlarla iletişimde olmak ve onları gözlemek, onları dinlemek ama daha fazla, derinlemesine dinlemek… Yüreğime dokunan her yaşanmışlığı, hep bir yazım, hep bir aktarış, hep bir ders, hep bir roman diye algılamaktayım. Kalemi yüreğime teslim ediyorum, o zaman dökülmeye başlıyor. Kendimi; şunu mu yazsam, bunu mu yazsam diye bir kurgu ya da program içerisine görmüyorum. Yüreğime işlemiş yaşanmışlıklar, sayfalara akıyor. İnsana yani bize dair olguları yazmayı seviyorum, kurgusuz. Yaratım boyutunda karakterler yaratmak çok daha kolay, o zaman sınırsızsınız fakat yaşanmışlığı yazarken çok daha sınırlı kalıyorsunuz. Ama gerçekçiliği daha fazla yürek yakalıyor kanısındayım. Yüreğe dokunan olaylar, kalemde hayat buluyor. 

Peki, karakter yaratmak için bir yöntem var mı?
Sanırım en doğrusu iyi gözlem yapabilmek, iyi iletişim kurabilmek ve objektif olarak gördüklerinizi ve hissettiklerinizi kelimelerle tasvir etmek. Arka planı gerçek olan ve yaşanmışlıktaki karakterler sayfalarda hayat bulabiliyor. Şimdi bu soruyu sorunca düşündüm de,  hayal gücü yaratımı sınırsız kılıyor, o zaman da hayatın içinden karakterler cümlelerde şekilleniyor diyebiliyorum. Hayali karakterlerden çok yaşamdaki karakterleri sayfalara yansıtmayı tercih ediyorum. Senaryo yazımlarımda ise genellikle hayalimde oluşan karakterler oluyor. Ama onlarda, bizlere çok uzak değiller. 

Biraz da Kalbim Turkuaz hakkında bilgi alalım. Kitap neyi anlatıyor, içinde neler var?
Kitapta insana dair her şey var, çünkü yaşanmış bir hikayenin dünden bugüne aktarımı söz konusu. Sevgi özünde toplanan hikayede, bir kadının hayata dair tutunuşu…  Gülmek, ağlamak, umut, dram… Dediğim gibi, bize dair ne varsa, o var. En önemlisi büyük bir vicdan sorgusu… Bugün yitirilen dostluklar, paylaşımlar.  Hayatı kadın olarak yaşamak, bir de azınlık olmak... Bütün bunların ötesinde, iklimi ve coğrafyası ile çetin şartlar taşıyan Doğu’da var olmak…
Yaşamın tüm menfiliklerine rağmen, ayakta dimdik duran bir kadının gerçek hayat öyküsü. Peruz, aslen Giresunludur, ancak 1915 döneminde, henüz 6 yaşındayken yola koyulur ve Elazığ’a gelir. Şehrin en zengin Müslüman ailesi Peruz’u evlatlık olarak alır. Aile, Ermeni olan Peruz’u Ermeni olarak yetiştirir. Peruz ile evin tek oğlu Mesut birlikte büyürler. Yaş aldıkça, Mesut, içten içe Peruz’a karşı duygular besler. 
O dönemde neredeyse hiç olmayacak bir durum gerçekleşir ve Peruz’un babalığı, Ermeni olan Kirkor’u kızı Peruz’a ister. Doğu’nun meşakkatli iklimi misali, ilişkiler de yaşam da olabildiğince zordur. Peruz içsel yolculukları ve kendi iç kavgasıyla hep başbaşadır. Evlenip gittiği yeni yuvasında en büyük dostu, komşusu Mayram olur. Her iki kadının birbirine paralel hayat örgüsünde bir başka güçlü kadın figürü Mayram ve ailesi devreye girer. Erkek egemen toplum içinde davranışlarıyla sıyrılan asi bir kadındır Peruz… Hayatı kolay kılmak adına gülüşü, esprili yaklaşımları ile içsel acısını biraz da olsa örtme çabasındadır. Kendi iç dünyasındaki yolculukları herkesin dikkatindedir, ancak bu olgunun kavuşulmayan aşktan mı, zorunlu kılınan evliğinden mi yoksa yetim büyümesinden mi kaynaklandığı koca bir bilinmezdir. Hikayenin kurgusunda sorular, soruları büyütüyor. 

Romanı ne kadar sürede yazdınız?
Kalbim Turkuaz’ı bir ay bile diyemeyeceğim kadar kısa bir süre içerisinde yazdım. Sanırım hikaye içimde o kadar yer kaplamış ki, adeta sayfalara aktı. Yürekte birikince, kelimeler kendiliğinden sıraya giriyor. Her gelişinde, gece gündüz, her ortamda yazdım. İşin güzel yanı bir bütün olarak yazdığım gibi, sonrasında hiç bir değişiklik olmadan, sayfalar bir bütün olarak kitapta yer aldı.  Bu, herkes için kısa bir süre ancak bunu planlamamıştım, şu ya da bu kadar süre de yazarım diye. 

Romanın konusunu nasıl tespit ettiniz? Böylesi tarih kokan bir kitap yazma fikri nereden aklınıza geldi? 
Onu mu yazsam, bunu mu yazsam diye bir düşünce içerisinde olmadım. Yaşanmışlığı rahmetli babaannem anlatmıştı ve yine roman kahramanını kızından bizzat dinleme şansım olmuştu. Beni çok etkilemişti ve ardından sayfaya dökmeye başladım. Dünde yaşanan günde unutulan birçok olguyu bugüne taşımayı amaçladım. İnsana dair olgular; üzülmek, gülmek, sorgular, hayata tutunuş, dostluk, sevgi, paylaşım, umut ve dram. Satırlarda akıp gitti. 

Romanın zaman dilimi tam olarak hangi tarihleri kapsıyor?
Aslına bakarsanız bir dönemi kapsıyor. Öncesi ve sonrası ile 1950’ler gibi. Tarih vermek yerine zamanı mekanlarla ve yaşananlarla aktarmaya çabaladım. 

Peki, yazarken çektiğiniz zorluklar var mıydı? 
Edebiyatta şive olmaz denildi ama bunu yapmayı çok arzuladım. Ancak şiveleri yazarken zorlandığımı söyleyebilirim. Amacım yaşanmışlığı daha da canlı kılabilmekti. Okurlardan aldığım tepkiler ise bunu yapmanın mutlu sonucu oldu. Herkesten “en fazla şiveyi beğendim, sanki bu şiveyle konuşabiliyormuşum duygusu içine girdim, çok daha sıcak ve akıcılık yaratmış” gibi yorumlar aldım. O nedenli iyi ki zorlanmışım, iyi ki vazgeçmemişim yazmaktan. Ama asıl zorluklar kitabı basma aşamasında yaşandı, bu da başlı başına bir kitap olur. Neyse ki kitabı sahiplenen ve arkasında duran Chiviyazıları Yayınevi’ne kitabım ulaştı. Bu vesileyle bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Herkes hep alışılmışı basmayı tercih ediyor. Kalıpları biraz farklı kılınca ise herkes “bir anlamda” kaçıyor. Aslında farklı kalemlere ihtiyacımız var diye düşünüyorum. 

İyi bir okur musunuz? Hangi tür kitapları ve yazarları okumaktan hoşlanıyorsunuz?
Okumayan, yazamaz diye düşünürüm. Sanırım iyi bir okuyucuyum. Roman ve farklı kalemleri okumayı çok seviyorum. Hep aynı finaller, hep aynı hikayeler yerine, beni farklı dünyalara götürecek kalemleri okumayı tercih ediyorum. Su gibi akan kitaplar, su gibi yazan kalemler. Kelimeleri ustaca kullanan yazarlara hayranlığım çok büyük. Daha önce de söylediğim gibi Yaşar Kemal benim için çok özel bir isim. Gabriel Garcia Marquez’in de büyülü gerçeklik dediğimiz tarzına ve güçlü anlatımına hayranım. 

Eklemek istedikleriniz…
Kalbim Turkuaz’a gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkürler…

ds

Yukarı