Ana içeriğe atla

ops

BURSA’DA CENNET GİBİ BİR YARIMADA: GÖLYAZI

06.10.2017 - 11:49

Gölyazı, Bursa’nın Nilüfer İlçesine bağlı Uluabat Gölü üzerinde yüzermiş gibi duran minik bir adacık! Aslında incecik bir köprü ile ana karaya bağlı bir yarımada ama bağımsızlığından çok fazla bir şey kaybetmemiş. 
Gölyazı bir zamanlar Apollon Krallığı‘nın başkenti olan bir yer. Daha sonra Bizans, Osmanlı herkes bir iz bırakmış buraya. Eski adı Apolyont olan eski bir Rum köyü burası. Tarihi, Roma dönemine kadar giden bu köye pek çok turist ziyaret etmektedir. Üstelik burada Roma döneminden kalan evleri de görebilmek mümkündür. 
Köy, geçim kaynaklarını hem balıkçılık hem de zeytincilik ile geçirmekte ve tarih kokusunu içinize çekebileceğiniz nadide yerler arasında bulunmaktadır. Özellikle Uluabat Gölü’nden çıkan turna ve yayın balığı üzerinden dönen balıkçılık, bu bölgenin en önemli geçim kaynaklarından. Gölün organik madde bakımından zengin olması sebebiyle kendilerine kolayca yaşam alanı bulan kerevit gibi deniz böcekleri de gölün sunduğu diğer nimetler arasında. 

Gölyazı’da Gün Doğumu ve Batımı
Güneşin batışını izlemeyi seviyorsanız, Gölyazı ve Uluabat Gölü’nü yukarıdan gören Zambak Tepesi gün ile vedalaşmak için doğru yer. Zambak Tepe’nin ismi de bölgede mübadele öncesi yaşayan Rumlara ait mezar başına zambak dikme geleneğinden geliyor. Eskiden bu tepe bir Rum Mezarlığı olduğundan ismi Zambak Tepe olmuştur. Sardunya saksılarının arasında el işi yapan, sokaklarda ağ ören kadınların, günün her saati balıkçılık yapan erkeklerin bulunduğu Gölyazı’da gün batımında Zambak Tepesi’ne çıkıp mehtabı ve manzarayı izlerken çok güzel fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. 
İstanbul ve Bursa’dan Gölyazı’ya günün doğuşunu fotoğraflamaya gelen fotoğrafçılar da oluyor.  Ayna etkisi yapan durgun suyu, etrafını kuşatan dağlar ve sabahın erken saatlerinde işe koyulan balıkçılar çok güzel fotoğraf karelerinin çıkmasına sebep oluyor. 

Gölyazı’da Kahvaltı
Gölyazı köyüne gelen kişilerin yapmadan gitmemesi gereken işlerin başında kahvaltı geliyor. Karacabey yolu üzerinde yer alan Gölyazı Köyü kahvaltı lezzetlerini tüm ziyaretçilerine sunarak unutamayacakları bir an yaşayabilmelerine de en iyi şekilde yardımcı oluyor. Gerek kahvaltı gerekse öğle yemeğini mis gibi havası ve turistik yaşam alanları içerisinde yapabileceğiniz nadide yerlerin arasında yer alıyor. Köy kahvaltısını gelen misafirlere en iyi şekilde sunan en güzel yerlerimizden birisidir.

Uluabattan Sofranıza: Yayın ve Turna Balığı
Adada olmanın güzelliklerinden biride balıklı sofralar… Gölün, yayını ve turnası meşhur.. Klasik olarak balıklar kızartılıyor bir de domates biber sosu ile yapılanı var.

Leylek Cenneti
Uluabat Gölü, leyleklerin göç yolu üzerinde olduğu için göl ve çevresi tam bir leylek cenneti. Kafanızı kaldırdığınız zaman elektrik direklerindeki ve bacalardaki yuvalarda leylekleri görebilirsiniz. Bu yüzden 2005’ten bu yana her yıl mayıs ayında Gölyazı’ya 6 km uzaklıktaki Leylek Köyü’nde, Leylek Şenlikleri düzenleniyor. Şenliklerin amacı, baharın gelişini leyleklerin gelişiyle birlikte kutlamak…

Ağlayan Çınar
Ağlayan Çınar adeta Gölyazı’nın bir simgesi haline gelmiş,744 yaşında ulu bir ağaçtır. Adını gövdesinden akan sudan alan çınarın efsanesi Türk genci Mehmet ve Rum kızı Eleni’ ye dayanıyor. Köyde yaşayan Mehmet isimli bir Türk ile Eleni adında bir Rum kızı birbirlerine sevdalanmışlar. Sürekli bu çınar ağacının oyuğunda buluşurlarmış. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Yunanistan ve Türkiye arasında kabul edilen mübadele  anlaşması sebebiyle ayrılmak zorundadırlar. Rum aileler yavaş yavaş köyü terk etmeğe başlar. Rumların köyden gittiğini gören Mehmet, kalabalığın içinde sevgilisi Eleni’yi aramaya başlar. Bu sırada, Eleni’nin ağabeyi Yorgi, Mehmet’in yolunu kesip artık düşman olduklarını ve sevdasından vazgeçmesi gerektiğini söyler. Aralarında çıkan tartışmada Yorgi hançerini çekerek Mehmet’e saplar. Aldığı yarayla acılar içerisinde kıvranan Mehmet, son bir gayretle Eleni’yle buluştuğu ulu çınarın oyuğuna gelir. Konvoy ilerlerken olayı öğrenen Eleni, doğruca sevdiğine koşar. Ancak çınarın oyuğuna geldiğinde sevdiğini kanlar içerisinde yatarken bulur. Belinden çözdüğü kuşağının bir ucunu çınarın dalına diğer ucunu da boynuna geçirerek o da orada canına kıyar. Efsane odur ki; ulu çınar bu olayın ardından, kovuğunun içinde kanlı gözyaşları dökmeye başlar.

Aziz Panteleimon Kilisesi
Kilise 19. yüzyıl Anadolu Rum Ortodoks miraslarındandır. Mübadele yıllarına kadar aktif bir şekilde ibadet yeri olan kilise, mübadele sonrası bakımsızlık, yangınlar ve başka amaçlarla kullanılmaktan zarar görmüştür. Nilüfer Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarıyla burası yakın zamanda tekrardan kamusal hayata kazandırılarak bir kültür evi olmuştur ve giriş ücretsizdir.

ops

Yukarı