Ana içeriğe atla

playpark

 

Hem tıp hem de bir futbol adamı

17.10.2016 - 09:36

DR. GÜRKAN KUBİLAY: “OBEZİTE İÇ HASTALIKLARI UZMANLARININ EN BÜYÜK KABUSLARINDAN BİRİDİR VE DE TEDAVİSİ ÇOK ZORDUR. ANCAK BEN ZORU SEVEN BİRİSİYİM. BU NEDENLE BU ZORLUK BENİM BU KONUYA DAHA FAZLA AĞIRLIK VERMEMİ VE OBEZİTEYE YÖNELMEMİ SAĞLADI” DEDİ. 

Gürkan Kubilay kimdir? Nasıl bir eğitim gördü? Nasıl tanındı? Kısaca bunlardan bahseder misiniz?
1962 İzmir doğumluyum. 1980 yılında İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldum. 1986 yılında ise Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Ardından 1991 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları Uzmanlığı ihtisasını tamamlayarak mezun oldum. Siirt ve Ağrı’da mecburi hizmetlerimi tamamladım ve ardından Lüleburgaz’da görevimi devam ettirdim. Tüm bu süreçler sonrasında devletteki görevimden istifa ederek, bireysel olarak mesleğime devam ettim. 
Obezite iç hastalıkları uzmanlarının en büyük kabuslarından biridir ve de tedavisi çok zordur. Ancak ben zoru seven birisiyim. Bu nedenle bu zorluk benim bu konuya daha fazla ağırlık vermemi ve obeziteye yönelmemi sağladı. Bu hastalığa yönelik Çin’de Akupunktur eğitimi aldım ve bu yöntemi hastalarımda uygulamaya başladım. Ancak zamanla gördük ki hastalar ne kadar zayıflarsa zayıflasın kilolarını bir şekilde geri alıyorlardı. Bu kez bunun altında yatan etmeni araştırmaya başladık ve yapılan çalışmalardan insülin direnci nedeniyle hastaların kilo verseler de yeniden kilo aldıklarını öğrendik. Bu kez insülin direnci üzerine yoğunlaştım ve insanlara özellikle ekranlarda insülin direnci tedavisinin obeziteyle birlikte gitmesi durumunda kilo almayacaklarını anlatamaya başladım. 


“Ben adamı yedire yedire zayıflatırım” mottosuyla ilerleyen bir doktorsunuz. Peki, gerçekten bu mümkün mü? 
Buradaki en önemli nokta insülin direnci denilen hastalığı tedavi etmek. Bu hastalığın tedavi edilmesiyle hasta zaten otomatik olarak 3 şey kazanıyor; bir üç saatte bir acıkıyor, iki daha kolay doyuyor, üçüncüsü de verdiğiniz kaçamakları bile istemez hale geliyor. Dolayısıyla listelerde biz herhangi miktar, gram veya kalori kısıtlaması yapmıyoruz.  Doğru yere, doğru besini yerleştirdiğinizde hastaların hepsinde eskisine oranla daha az iştahın oluşmaya başladığını görüyorsunuz ve bu kalıcı oluyor. Yani “Yedire yedirenin zayıflatırım” mottosunun altında yatan şey; hastalığı tedavi etmek, hastalık üzerinden de hastaların eski ve kötü alışkanlıklarını terk etmesini sağlamak.  


Çoğu diyetisyen kendisine gelen hastalara standart bir liste veriyor. Peki, bu ne kadar doğru bir davranış? 
Hasta bize ilk geldiğinde, iç hastalıkları, psikolog, gıda mühendisi ve diyetisyenden oluşan ekimiz tarafından ayrıntılı bir sorgulamadan geçiyor. Hastanın geçmiş hayatı ve sağlığı ile ilgili her şeyi sorguluyoruz. Üstüne vücut analizi yapılarak, vücutta ne kadar yağ, su ve kas var onlara bakıyoruz. Ayrıca metabolizmanın ne durumda olduğunu saptıyor, kan tahlillerini alıyoruz. Bütün bu tahliller alındıktan sonra da hastaya geniş bir konferans verip, evine gönderiyoruz. Liste ise bütün bu ekibin birlikte oturup, o hasta için özel verdiği karar doğrultusunda oluşturuluyor ve hastaya gönderiliyor. Bu sürekli işleyen bir süreç… Yani hastanın her geldiğinde, bir önceki değerlerine ve kullandığı listeden aldığı sonuçlara bakılarak yeni listeler yazılıyor. Bırakın her hastaya aynı listeyi vermeyi, aynı hastaya örneğin 1 yıllık tedavi boyunca 50 ayrı birbirinden farklı liste veriliyor. Böylece metabolizmanın neyi sevip ya da sevmediğini hastalara uygulatma şansımız oluyor. 


Hızlı şekilde kilo vermek isteyenlere yaklaşımınız nasıl oluyor?
Bugün 100 kilo olan hastalar için Dünya Sağlık Örgütü, ayda yalnızca 2 kilo vermeyi öneriyor. Çünkü bundan fazla verilen kilo kas kaybı demek. Eğer ortada bir kas kaybı olursa, kalp yetmezliğinden kansere kadar birçok problem de ortaya çıkmış olur. O nedenle biz 100 kiloya kadar olan kadınlarda 2 kilo, 100 kiloya kadar olan erkeklerde de ayda 3 ya da 3,5 kilo civarında bir kilo kaybını öneriyoruz. 
Biz hızlı kilo verdirmeyi değil, hastaları tedavi ederek, gelecekteki kilolarını da korumayı amaçlıyoruz. Çünkü hasta tedavi olmadığı sürece ne kadar hızlı kilo da verse, verilen o kiloları aynı hızla geri alabiliyor. O nedenle tedavi sürecini, neyi nasıl yiyeceğini bilmek ve hastalığından kurtulmak isteyen hastalarla yürütüyoruz.


Doğru bir şekilde zayıflamanın kuralları nedir? Bu konuda hem hastalar hem de doktorlar sizce nelere dikkat etmeli?
Doğru zayıflamanın 3 temel kuralı var; bunlardan ilki hareket etmek… Bu konuda net haftalık 150 dakikalık yürüyüş genel olarak yeterli oluyor.  İkincisi günde 9-10 bardak su içmek. Bardak sayısı kadın ve erkekte fark edebiliyor.  Kadınlarda biraz daha az su tüketimi mümkün. Üçüncüsü de doğru saatte doğru besinleri yemek. Günde 5 ila 6 öğün kesinlikle yemek yenilmeli. Bunun önemini şu şekilde açıklayabilirim: Ramazan bittiğinde Twitter’da bir anket yaptım. Bu ankette oruç tutan insanlara “Kilo mu verdiniz yoksa kilo mu aldınız?” sorunu yönelttim.  Beklenen sonuç, günde yalnızca bir öğünün yendiği ramazan ayında insanların kilo kaybı yaşamasaydı. Ancak anket sonucu tam tersi çıktı. Oruç tutan ve ankete katılan 4 bin insanın yüzde 52’si kilo almıştı, geriye kalan yüzde 48’in ise büyük çoğunluğu 1 kilo civarında bir kayıp yaşamıştı. Eminim ki, sadece su ve kas kaybına bağlı olarak kilo veren bu insanlar bir ya da iki ay içerisinde kilolarını geri almışlardır. 


Zayıflama ilaçları ya da ürünleri hakkında düşünceleriniz neler? 
Zayıflama ilaçları ya da ürünlerini tam bir şarlatanlık olarak nitelendirebilirim. Hiçbir işe yaramadıkları gibi dünya kadar da zarar veriyorlar. Zayıflama ilacı ya da ürünü dediğiniz şeyin altında ya vücuttan idrar sökmek ya da bağırsaklarınızı hızla boşaltmak var. Yani sıvı kaybından başka bir şey değil… Bu sıvı kaybı ile vücuttan çok gerekli malzemeler de atıldığı için kalp durması, kas zayıflaması, böbrek yetmezliği hatta ani ölümler yaşanabilmektedir. Dolayısıyla çok net bir şekilde söyleyebilirim ki zayıflama ilacı alan kişi peşinen kendine büyük zarar vermeyi de kabul etmiş demektir. Hayatım boyunca ben bunlarla savaştım. Hatta adımızı kullanarak bu işi yapmaya kalkan bir firmayı dava ederek, firma sahibini hapse mahkum ettirdik ki bu Türkiye’de görülmüş ilk ve tek olaydı. 


Yıllardır spor yazarlığı yapıyorsunuz. Neredeyse yazarlık, mesleğinizin önüne bile geçmiş durumda… Peki, nereden geliyor bu futbol aşkı?
Spor yazarlığı çok eski bir zevk ve hobi benim için. Ben hayatım boyunca analiz yapmaktan çok hoşlanan birisi oldum. Hastalarımın da aynı şekilde analizlerini yapmaya çok meraklıyımdır. Hangi bölgeden gelen hastalar daha iyi kilo verebilir? Hangi yaşın üstündeki hastalar hangi besinleri aldığında daha iyi kilo verebilir? Kilo vermesi yavaşlayan hastaların yaş grubu ya da meslek grubu nedir? gibi pek konuda analizler yapmaya çok meraklıyım. Bu merak tabii futbolda da var. Türkiye’ye maç analizini ve istatistiğini getiren ilk kişi oldum. 
Bundan yaklaşık 20 yıl önce hem maç anlatmaya hem de analizler oluşturmaya başladım. Bu analizler özellikle Şansal Büyüka tarafından dikkat çekici bulunduğu için o dönemde en çok onlara bilgi akışı sağladım. Arkasından Lig TV’de 6 yıl boyunca 3 program gerçekleştirdim ve Türkiye’nin çeşitli televizyonlarında analiz destekli yorumlar yaptım.
Televizyonda size spor alanında konuşma şansı veriyorlarsa bunu kahve muhabbeti içerisinde yapamazsınız. Bu ayrıcalığınızı insanlara bilgi vererek kullanmak durumundasınız. Biz de bunu yaptık ve söylediğimiz şeyin altında bilgi olduğunda kişilerin çok daha mutlu olduğunu görerek, bilgi ve analiz içeren işler sunmaya çalıştık. Dünyanın birçok yerinde benim gibi bu işe meraklı pek çok yabancı doktor arkadaşım var. Onlar vasıtasıyla bilgilerimizi birbirimizle paylaşıyoruz.  Ayrıca finansını kendi yapmış olduğum ekibimle birlikte dünyanın birçok ligini, o ligdeki teknik adamların bile bilmediği konularda analiz yaparak takip ediyoruz. 

DR. GÜRKAN KUBİLAY: “FUTBOLA YATIRIM YAPTIĞIM DOĞRUDUR. BU ÜLKE İNSANININ BİR KONUYU ÖĞRENİRKEN ALTINDA BOŞ FİKİRLERİ OLAN İNSANLARDAN DEĞİL, BİLGİYE SAHİP VE O KONU İLE İLGİLİ ARAŞTIRMA YAPMIŞ İNSANLARDAN ÖĞRENMESİNİN DOĞRU OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM” DEDİ. 


Futbol analizleri konusunda da ciddi yatırımlarınız söz konusu… Peki, bu yatırımların altındaki etmen nedir? 
Futbola yatırım yaptığım doğrudur. Bu ülke insanının bir konuyu öğrenirken altında boş fikirleri olan insanlardan değil, bilgiye sahip ve o konu ile ilgili araştırma yapmış insanlardan öğrenmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Bu benim tıp mesleğimde de böyle. Bence demek bana bir özellik kazandırmaz. Bunu yapmak yerine gerçekten veriye dayalı ve karşılaştırmalı bilgiler vermek zorundayım. Özellikle futbolda sıkça kullanıyoruz karşılaştırmayı. Bazen “Ya kardeşim bir tane de düzgün orta yapın!” şeklinde ifadelerde bulunuluyor. Bunu diyen kişiler, dünyada ortalarla atılan toplam gollerin yüzde 1 ile 1,5 olduğundan haberdar bile değil. Dolayısıyla futbolcuya bilip bilmeden, haksızca yorumlar yapılabiliyor.


Spor yazıları dışında önümüzdeki dönemlerde televizyona yönelik yeni projeler söz konusu mu? Olacaksa kısaca bu proje hakkında bilgi alabilir miyiz?
Televizyon ciddi bir reyting savaş sahnesi. Reyting savaşında anlattığınız şeyler insanlardan ilgi görüyorsa televizyoncularda sizi burada kullanıyor. Çok yoğun bir muayene hayatıma rağmen televizyonda olmamın nedeni, ekranlarda gösterdiği bir bitkinin en az 60 tane hastalığa iyi geldiğini anlatan, bilimden ve tıptan bir haber insanların türemiş olması… Bu tarz insanların yanlış yönlendirmelerini önlemek amacıyla onların karşısında durabilecek kişilerin bilim insanları olduğunu düşünüyorum. Yani insanların kandırılmalarını engellemek ve doğru bilgileri doğru kişilerden almalarını sağlamaya çalışıyoruz. Açıkçası o kadar çok yoğun bir klinik hayatım var ki ancak belli programlara zaman zaman konuk olmanın dışında televizyona yönelik çok fazla projem olmuyor. Fakat gelecek dönemlere ilişkin kafamda, Türkiye’nin birçok yerinde doğal tedaviler yaptığını iddia eden insanları bir stüdyoda ağırlayarak, onların tedavilerini görmek ve o tedavilerin de bu işi bilen bir ekiple ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu halkın önünde, onların anlayabileceği bir şekilde tartışmak gibi bir proje söz konusu.

 

playpark

Yukarı